REFLEKSOLOJİ NEDİR ?

  • Çarşamba, Temmuz 15, 2009 - REFLEKSOLOJİ NİN FAYDALI OLDUĞU RAHATSIZLIKLAR
  • REFLEKSOLOJİ NİN FAYDALI OLDUĞU RAHATSIZLIKLAR

     

    Refleksoloji ile Zayıflama

    Refleksoloji ile nasıl zayıflarım ?

    Beynin açlık tokluk merkezi ile midedeki bölgelerin uyarılmasını hedefleyen komplike bir çalışmadır.Akupunkturda olduğu gibi beyinde tokluk hissi uyandırır fark ana sinirler yoluyla beyinin ilgili bölgesine sinirlerin gönderilmesi daha etkili sonuç alınmasını sağlar.Mide yavaş yavaş çalıştırılır ve zayıflama gerçekleşir.Sağlıklı ve doğal bir zayıflama yöntemidir.Yaklaşık seans sayısı 12 ila 24 seans arasındadır.

    Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



                                                                            Refleksoloji ile Reflü Tedavisi

    REFLÜ

    Halk arasında ‘mide reflüsü’ olarak bilinen ‘Gastro Özofagoel Reflü’ hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır.

    Batı toplumunun 30 yılda en hızl artan kanser olan yemek borusu kanseri çoğu kez reflünün yol açtığı hücresel değişim tarafından tetiklenmektedir.

    KOMPLİKASYONLARI
    -Kanama
    -Boğulma hissi
    -Öksürük
    -Ses kısıklığı
    -Yutma güçlüğü
    -Kilo kaybıdır.
    REFLÜDEN UZAK KALMAK İÇİN
    -Sigara bırakılmalıdır.
    -Gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
    -Alkol.kafein gibi içeceklerden
    -Yağlı,baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
    -Yatmadan en az 3 saat önce yemek sona erdirilmelidir.
    -Sıkı kemer ve kıyafetlerden kaçınılmalıdır

    Refleksoloji ile Mide reflüsü tedavisinde ;

    Mide,nefes borusu,yemek borusu ve mide kapakçığını kontrol eden sinirlerin aktive edilmesine dayanır.Çok başarılı sonuçlar alınmış olup tamamen doğal bir tedavi yöntemidir.Yaklaşık seans sayısı 8 ila 12 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.

    ·
    Refleksoloji Menepoz İlişkisi

    Menopoz dönemi kadın hayatının evrelerinden biridir ve doğal bir sürecin sonucudur. Toplumumuzda ise yaygın bir kanı olarak menopoz dönemi yaşlılık döneminin başlangıcı olarak görülmektedir. Ortalama insan ömrünün 80'li yaşların üzerine çıkma eğilimi göz önünde bulundurulduğunda menopoz döneminin aslında insan hayatının önemli bir kısmını kapsadığı farkedilir.
    Menopause yani adet kanamalarının durması olarak adlandırılan menopoz, dilimizde hatalı olarak menapoz veya menepoz olarak da kullanılabilmektedir. Doğrusu menopoz olmalıdır.
    Refleksoloji ile başta hipotalamus ve troia bölgelerinin uyarılması gerçekleştirildiğinde iç salgı bezlerinin daha düzenli çalışması sağlanabilir.
    *Menopozlu 42 kadına ayak refleksolojisi uygulanmış, bunlardan 17’ si (%40.5) tam, 20’ si (%47.6) önemli ölçüde iyileşmiş, 4’ ünde (%9.5) etkili sonuçlar alınmıştır. Hastalardan yalnızca 1’ inden sonuç alınmamıştır.
    Yaklaşık seans sayısı 12 ile 24 tür. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.


    Refleksoloji ile Migren Tedavisi

    Refleksoloji migren sorunu çözümünde temel olarak gerginleşen sinirlerin gevşetilmesi,sağlıklı bir sinirsel akışın oluşturulması ve hormonal dengeleme gibi temel hedefler etrafında yoğunlaşarak sorunu çözmeye çalışır.Yaklaşık seans sayısı 12 ile 30 arasındadır.

    Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.

    ‘’Yaşları 15 – 57 Arasında olan 25 bayan 7 erkek hasta üzerinde yapılan refleksoloji çalışmasında,Hastalara 12 hafta boyunca haftada 2 seans refleksoloji uygulanmış olup ,Seanslar sonunda migrenle ilgili şikayetlerinin büyük oranda bittiği görülmüştür.’’
    ‘’Testa, Gail W., "A Study on the Effects of Reflexology on Migraine Headaches" August 2000’’






    ·
    Bel - Boyun Fıtığı Tedavisinde Refleksoloji

    BEL FITIĞI
    Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının omirilikten çıkan sinirlerin sıkıştırılmasıdır.
    Çekirdek dediğimiz kısmın,bağ dokusu dediğimiz kısmın elastik kısmı yırtılarak,omirilik kanalı ve sinir köklerine baskı yapacak şekilde yırtılmasına bel fıtığı denir.

    BEL FITIĞININ NEDENLERİ
    -Yaşa bağlı olarak gelişen dejerasyon
    -Ters hareketler
    -Düşme
    -Ağır bişey kaldırma

    BEL FITIĞININ BELİRTİLERİ
    -Belde ve bacakta dayanılmaz ağrılar
    -Hareketlerde kısıtlılık
    -Topallayarak yürüme
    -Vücudun bir tarafa doğru yamulmaya başlamış,çarpık hale gelmiş olması

    Bel fıtıkları genellikle erişkin yaşlarda görülen bel ve bacakların en başta gelen nedenlerindendir
    Erkeklerde kadınlara göre 1.7 kat daha fazla rastlanır.

    BOYUN FITIĞI
    Boyunda 7 adet omur cismi bulunur.Yapıları itibari ile bir üstteki bölümde anlatılan bel omurlarından tek farkları,daha küçük olmalarıdır.Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur.Bu kıkırdak yapının yırtılarak omurga içinde seyreden omirilik veya kolla dağılan sinirlere baskı yapması sonucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir

    BOYUN FITIĞININ RİSK FAKTÖRLERİ
    -Ani ve güçlü boyun hareketleri
    -Ağır kaldırmak
    -Ani,ters dönüşler
    -Araba kullanırken emniyet kemeri takmadan ani fren yapılması
    -Geçirilmiş boyun travması
    -Spor yaralanmaları

    BOYUN FITIĞININ BELİRTİLERİ
    -Şiddetli boyun ağrısı veya kolla vuran ağrı
    -Orta düzeyde sık tekrarlanan a ğrılar
    -Ağrıyla birlikte kolda kuvvetsizlik
    -Ağrıyla birlikte kol ve ayaklarda uyuşma
    -Kol ve ayaklarda giderek artan güç kaybı

    Refleksolojinin bel - boyun fıtığı tedavisindeki yeri ;

    Refleksolojinin orta ve hafif düzeydeki fıtıklarda düzeltici etkisi temelde gerilen ve sıkışan sinirlerin yumuşatılıp, basının ortadan kaldırılması ve sıvı dengesinin tekrar kurulmasına dönük bir amaç hedeflenir. Yaklaşık seans sayısı 8 ila 24 arasındadır.
    Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz


    ·
    Panik Atak tedavisinde Refleksoloji

    PANİK ATAK

    Başta ‘panik bozukluk’ olmak üzere birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda (troid bezinin aşırı çalışması,kan şekeri düşüklükleri,enfeksiyon hastalıkları kansızlık gibi…) görülebilen aniden beklenmedik bir anda ,herhangi bir yerde ortaya çıkan;yoğun kaygı ,bunaltı,kaygı karışımı bir nöbettir.
    PANİK ATAK TÜRLERİ
    -Beklenmedik ataklar
    -Duruma bağlı olanlar
    -Durumsal yatkınlık gösteren panik ataklar

    PANİK ATAĞIN GÖRÜLDÜĞÜ DURUMLAR
    -Panik bozukluk
    -Sosyal fobi
    -Özgül fobi
    -Travma sonrası stres bozukluğu
    -Akut stres bozukluğu
    -Genelleşmiş anksiyete bozukluğu
    -Takıntı-titizlik hastalığı
    -Ayrılma anksiyetiye bozukluğu
    -Genel tıbbi bir duruma bağlı anksiyetiye bozukluğu
    -Madde kullanımına bağlı anksiyetiye bozukluğu
    -Anksiyeteli depresyon
    -Şizofreni ve paronaya
    -Hipokondriasis(hastalık hastalığı)
    -Somatizasyon bozukluğu
    -Yapay bozukluk
    -Temaruz(simulasyon)
    -Depersonalizasyon bozukluğu


    PANİK ATAK HASTALIĞININ TEDAVİSİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

    Vakaların %40-80’inde majör depresyon dediğimiz tablo hastalığa eklenip,durumu ağırlaştırmaktadır.Kişilerin bahsetmesine karşın intihar riski yüksektir.

    Hastaların %20-40’nda madde ve alkol bağımlılığı görülmektedir.
    Kişi ilerleyen dönemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da hastane,eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir.

    Panik Atak tedavisinde refleksoloji;

    Depresyon tedavisine ek olarak panik atakta otonom sinir sisteminin düzenlenmesi ve troid bezinin çalışma düzeninin sağlanması amaçlanmaktadır. Yaklaşık seans sayısı 12 ila 24 tür. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.

    Refleksoloji ile Yüksek - Düşük Tansiyon Düzenlemesi
    Refleksoloji ile yüksek ve düşük tansiyon tedavisi..
    Beyinde kan basıncını kontrol eden sempatik ve parasempatik bölgelerin düşük yada yüksek tansiyon durumuna göre farklı el ve ayak uzantılarından uyarmaya dayanan Refleksoloji ile düşük tansiyon ve yüksek tansiyon el ve ayaktan dengelenir.Bununla ilgili yapılan çalışmalarda başarı sağlanmıştır. Yaklaşık seans sayısı 8 ila 10 dur. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.







    Depresyon Tedavisinde Refleksoloji

    DEPRESYON NEDİR?
    Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

    BELİRTİLER

    1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).

    2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).

    3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

    4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.

    5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)

    6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.

    7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.

    8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.

    9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.


    DEPRESYONU ANLAMAK

    Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir. Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır. Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır. Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.


    DEPRESYONUN OLUŞUMUNDA ETKİLİ OLAN KİŞİSEL ÖZELLİKLER:


    Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).


    - Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir. -Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.

    -Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.

    -Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.

    -Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

    - Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir

    Refleksoloji ile depresyon tedavisi ;

    Depresyonun ortaya çıkmasında etkili olan seratonin eksikliğinin giderilmesi için bu bezi kontrol eden beynin ilgili noktalarını uyarmayı amaç edinir.Ayrıca düşünce bozukluğununda kaynağı olan frontal lob bölgesi uyarılarak depresyonun temeline inilmeye çalışılır.Yaklaşık seans sayısı 20 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Refleksoloji ile Kabızlık Çözümü

    KabızlıkTuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür.

    Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir.

    Refleksoloji ile Kabızlık Tedavisi ;

    Aktivitesi düşen boşaltım sistemini baştada bağırsak bölgelerini uyararak bağırsakların daha hızlı çalışmasını sağlar.Bu sebeple iki üç seans içerisinde rahat bir boşaltım gerçekleştirilir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Alt Islatmanın Refleksoloji ile Tedavisi

    ALT ISLATMA

    Çocuklarda genellikle iki yaş civarında küçük tuvaletlerini ,iki-üç yaş civarlarında da küçük tuvaletlerini kontrol ederler.Altını ıslatma olayının duygusal ve bedensel bozukluklarla ilgili nedenleri vardır.


    ALT ISLATMA NEDENLERİ
    -Bağırsak kurtları
    -Epilepsi nöbetleri
    -Kıskançlık(özellikle küçük kardeşini kıskanması)
    -Sevgi ve ilgiyi anne-babanın çocuklarına ayarlayamaması
    -Erken ve baskılı tuvalet eğitimi
    -Anne-babanın çocuğa sert davrnması
    -Şiddetli cezalar vermesi
    -Çocuklarda derin dalgın uyku
    -Korkulu rüyalar
    -Çocuğun psikolojik ve sosyal özürlerine tepki göstermesi gibi nedenler karşısında çocuklar buna karşı altını ıslatma biçiminde tepki gösterebilir.

    Refleksoloji ile Alt Islatmanın tedavisi ;

    Mesane sinirlerinin geliştirilip kuvvetlendirilmesi ve idrar kontrolünün sağlanabilmesini amaçlar.Refleksoloji ile ayrıca beyinin idrar kontrolünü sağlayan bölgesi de uyarılabilir ve gelişim beyinden başlatılır.Bunun yanı sıra ağır uyku sorunu uyku bölgesinin pasifize edilmesiyle nispeten ortadan kaldırılabilir.Yaklaşık seans sayısı 8 ila 24 arasındadır. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Regl ağrılarının refleksoloji ile tedavisi

    KADIN SAĞLIĞI - REFLEKSOLOJİ İLİŞKİSİ* Sancılı adet gören kadınların %95’ inde ayak refleksolojisi etkili olmuştur. * Adet öncesi semptomların (PMS) yaşayan kadınların %46’ sında refleksoloji etkili olmuştur. * Menopozlu 42 kadına ayak refleksolojisi uygulanmış, bunlardan 17’ si (%40.5) tam, 20’ si (%47.6) önemli ölçüde iyileşmiş, 4’ ünde (%9.5) etkili sonuçlar alınmıştır. Hastalardan yalnızca 1’ inden sonuç alınmamıştır.


    Regl Ağrıları Tedavisinde Refleksoloji ;

    Refleksoloji hormon kontrolünü sağlayan bölgelerin aktive edilip toksinlerin atılmasını hızlandıran bölgeleri uyararak regl ağrılarının azalmasını ve bu dönemin daha az sıkıntılı geçmesini sağlar. Yaklaşık seans sayısı 8 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Eklem Ağrılarının Refleksoloji ile tedavisi

    EKLEM AĞRILARI
    Kireçlenme:Normal bir eklem,normal şartlarda bozulmadan uzun yıllar çalışabilir.Ancak eklemin normal yapısını zorlayan ve çalışma şartlarını ağırlaştıran durumlarda kireçleme belirtileri ortaya çıkar.

    NEDENLERİ
    -Yaşla eklemlere binen stresin oluşturduğu deformasyonlar
    -Eklem içi kırıklar
    -Yaralanmalar
    -Geçirilen iltihaplı hastalıklar kireçlenmeye yol açan etmenlerdir.

    BELİRTİLERİ
    -Eklem ağrıları ve kireçlenme sonucu sıkışabilen sinirlerle ilgili agrılar
    -Ağır ve kas kasılması olaya hakim olur
    -Eklem hareketleri sesli hisle gelir(kıtırtı)duyulur.

    Kireçlenmenin en çok görüldüğü yerler diş,kalça eklemi ve omurgalar arası eklamlerdir.

    Refleksoloji ile eklem ağrılarının tedavisi ;

    Yaşanılan yoğun Anksiyete ve stresin gerginleştirdiği ve sıvı dengesinin bozulduğu eklem bölgeleri refleksoloji ile uyarılarak gerginlik ortadan kaldırılır ve sıvı dengesi tekrar kurulur. Yaklaşık seans sayısı 12 – 20 arasındadır. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.
    ·
    Refleksoloji ile Kireçlenme Tedavisi

    OSTEOARTRİT
    Eklemlerde ağrı , hareketlerinde tutukluk ,sonraki dönemlerde ise şekil bozuklukları ile kendini gösteren bir yıpranma hastalığıdır. Yaşla paralel artış görülür. Kadınlarda biraz daha fazla rastlanan bu hastalık özellikle yük altında kalan eklemlerde daha sık görülür. BU hastalık gerek bilim dünyasında gerekse halk arasında değişik isimlerle tanınır. Bilimsel son adı OSTEOARTRİT olmakla beraber uzun süre Osteoartroz veya kısaca artroz olarak isimlendirilmiştir. Dedjeneratif eklem hastalığı bir başka bilimsel adıdır. Halk,bu hastalığı kısaca eklemlerde kireçlenme olarak tanır


    Refleksoloji ile kireçlenme ' osteoartrit' tedavisi ;

    Sıvı dengesinin bozulmasıyla birlikte ortaya çıkan kireçlenme fizik tedavi,egzersiz ve refleksoloji ile birlikte önemli ölçüde giderilir.Refleksoloji sıvıları besleyen sinirlerin görevini daha iyi yerine getirmesini sağlar.Yaklaşık seans sayısı 12 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Refleksoloji ile Astım Tedavisi
    Astım,solunum  yollarının süregelen bir yıpranma sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.
    Refleksoloji ile Astım tedavisinde ;

    Temel amaç bronşlerı genişletmek astım krizlerini yavaşlatmaktır.Ayak tabanındaki bronşların Periferik sonlanmaları uyarılarak bu çalışma yapılır.Yaklaşık seans sayısı 8 ila 12 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Refleksoloji ile enerji eksikliğinin çözümü

    Refleksoloji ile kan dolaşımı hızlandırılarak vücutaki kan oksijen miktarı arttırılabilir.Bu hücre yenilemesini ve enerji artışını destekler.Yaklaşık seans sayısı 12 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.



    ·
    Refleksoloji ile bağışıklık sistemini güçlendirme

    Refleksoloji ümmün sistemini aktive ederek daha zinde ve diri , hastalıklara dirençli bir sistemi oluşturur.Refleksoloji yapılan vakalarımız daha geç ve zor hastalanıp daha çabuk iyileşir.Yaklaşık seans sayısı 12 dir. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz






    EMES (Multipl skleroz) Refleksoloji ilişkisi
    Refleksoloji ile Beynin başta MSS olmak üzere ileti zincirinin bozulduğu bölgelerin uyarılmasını temel hedef olarak alır.Bu çalışmalar tedavisi olmayan bu rahatsızlıklarda birer destek çalışma kapsamında değerlendirilir.Yaklaşık seans sayısı 24 ila 40 tır.
    Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.






    ·
    Madde Bağımlılığı Refleksoloji İlişkisi
    " Madde Bağımlılığı Nedir?
    "Madde", kötüye kullanım ve bağımlılığa yol açabilecek, değişik yollarla alınabilen, duygudurum, algılama, biliş ve diğer beyin işlevlerinde bir değişiklik yaratan her türlü kimyasal olarak tanımlanabilir.
    "Madde kötüye kullanımı", bir yıllık bir süre içinde tekrarlayan biçimde olası sosyal, yasal sorunlarla veya fiziksel tehlikeye yol açacak madde kullanımıdır.
    "Madde bağımlılığı" ise, maddenin kişinin yaşamında merkezi bir rol oynuyor oluşunu, bireyin madde alımı üzerindeki kontrolü kaybetmiş olmasını ve maddeye bağlı bedensel ve psikolojik sorunların varlığını göz önünde tutan geniş bir bağımlılık kavramıdır.
    Bağımlılık Yapan Maddeler Nelerdir?
    Esrar, eroin, kokain, LSD, uyarıcılar, uçucu maddeler, alkol, kafein, barbituratlı ağrı kesiciler, yatıştırıcı ilaçlar, barbituratlı uyku ilaçları, afyonlu ilaçlar, kodeinli öksürük ilaçları, vs…
    Yardım Gerektiğini Nasıl Anlarsınız?
    Çocuğunuzda aşağıda sayılan fiziksel, duygusal ve sosyal belirtiler varsa mutlaka bir profesyonele başvurun.
    Fiziksel Belirtiler
    Sürekli bitkinlik hali,
    Dalgınlık,
    Uyuklama,
    Uyku bozukluğu,
    Konuşmada güçlük çekme,
    Burunda akıntı,
    Vücutta terleme,
    Ellerde titreme,
    Gözlerde kanlanma,
    Yüzde kızarıklıklar,
    Yüzün soluk olması,
    Kabızlık, ishal, mide-barsak yakınmaları,
    Yürümede dengesizlik,
    Solunumda güçlük çekme,
    Madde kokusu.
    Sosyal ve Duygusal Belirtiler
    Akademik başarının birden düşmesi,
    Sık sık arkadaş değiştirme,
    Aile ve arkadaşlarla ilişkilerde bozulma,
    Çevreyle ilişkilerde kaçınma,
    İçe kapanma,
    Hiçbir şeye ilgi duymama,
    Daha önce ilgi duyduğu her şeyden uzaklaşma,
    Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip gelmeler,
    Evde odasına kapanma,
    Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,
    Fazla para harcama,
    Okulu ya da iş eğitimini tamamen bırakma,
    Geleceğine yönelik beklentilerden uzak olma,
    Geleceğe dönük hiçbir adım atmak istememe,
    Evden uzaklaşma.
    Risk Faktörleri Nelerdir?
    Heyecan arayışı,
    Dürtüsel hareket etme,
    Duygusal dengeyi sağlamakta zorlanma,
    Akranlarının yaygın olarak madde kullandığı algısı,
    Madde kullanmanın zararının az olduğunun algılanması,
    Akranların madde kullanmaya yönelik baskısı,
    Maddenin yarattığı etkileri merak etme,
    Madde kullanan arkadaş ya da ebeveyni taklit etme,
    Çevrenin madde kullanmaya teşvik etmesi,
    Stresle başa çıkma,
    Toplumdan kaçma,
    Ailede madde kullanımı,
    Yetersiz ebeveyn gözetimi,
    Ebeveynlerle çocuk arasında iletişim ve etkileşim eksikliği,
    Madde kullanımına karşı kurallar ve beklentilerin yetersiz tanımlanması ve yetersiz ifade edilmesi,
    Tutarsız ve aşırı katı disiplin,
    Aile çatışması,
    Ergenin madde kullanımını destekleyen ebeveyn tutumu.
    ÇOCUK VE ERGENLERİ YAŞININ SORUMLULUĞUNU ALABİLECEK KADAR ÖZGÜR BIRAKIRKEN, TEHLİKELERİ FARK EDEMEDİKLERİNDE YANLARINDA OLDUĞUNUZU HİSSETTİRECEK ŞEKİLDE YAKINDAN İZLEYİN.
    Annelere ve Babalara Öneriler
    Çocuklarınızı madde kullanımı ve bağımlılığından korumak için:
    Çocuklarınıza her konuda destek olun,
    Çocuklarınıza zaman ayırın ve sorunlarını dinleyin,
    Çocuklarınız bir stresle karşı karşıya kaldığında, bu bu stresle başa çıkabilmesi için ona yardımcı olun,
    Çocuklarınıza karşı eşinizle birlikte tutumlarınızda tutarlı olun,
    Çocuklarınızın günlük aktivitelerini yakından takip edin,
    Çocuklarınızın yaşamında bir değişiklik fark ettiğinizde nedenlerini araştırın,
    Çocuklarınızın arkadaşlarını yakından tanıyın,
    Madde kullanımına karşı özendirici ve teşivik edici davranışlardan kaçının,
    Çocuğunuzun sorumluluk duygusu geliştirmesine yardımcı olun,
    Çocuğunuzun madde bağımlısı olduğundan şüphelendiğinizde profeyonel yardım alın.
    Refleksoloji Madde bağımlılığı İlişkisi ;

    Uyuşturucu,alkol,sigara gibi psikoaktif maddeler beyinde bağımlılık merkezinde önemli anormal sinaptik bağlantıların oluşmasına yol açarlar.Refleksoloji bu anormal sinaptik bağlantı yollarını düzenleme gibi bir amacı gerçekleştirir.Yaklaşık seans sayısı 24 ila 40 seanstır. Detaylı bilgilendirme için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.

    http://www.refleksolojimerkezi.org/
    http://www.refleksoloji.org/
    http://psikoakademi.blogcu.com/
    http://www.psikoakademi.com.tr/
    www.dailymotion.com/psikoakademi (REFLEKSOLOJİ VİDEOLARI)
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Hazirane 8, 2008 - MUSKULER DİSTROFİ
  •  

    MUSKULER DİSTROFİ NEDİR ??

    Müsküler distrofi, gövdeye yakın bölümlerdeki kaslarda güçsüzlüğe neden olan bir grup kas hastalığıdır . Bu hastalığın birçok çeşidi vardır ancak Duchenne kas distrofisi (Duchenne müsküler distrofi) en yaygın görülen türüdür.

    Duchenne müsküler distrofi kalıtımla geçen bir iskelet kası hastalığıdır ve çocukluk çağında en çok görülen kas hastalığır. Genellikle 3 ila 6 yaş arasında ortaya çıkar ve kısa sürede kötüleşir.

    SEMPTOMLARI NELERDİR ?

    Hastalığın ilk dönemlerinde, kalçadaki ve omuzlardaki kaslarda güçsüzlük, erime görülür. Son aşamada ise güç kaybı ve kas erimesi; gövdeye, ön kollara ve vücudun diğer önemli kaslarına doğru yayılır.

    Müsküler distrofinin daha az görülen türleri fasioskapulohumeral müsküler distrofi (özellikle yüz, omuz ve kol kaslarını etkileyen FSHD ya da Landouzy-Dejerine), ekstremite-kavşak tip kas distrofileri (limb-girdle muscular dystrophy) ve miyotonik distrofidir.

    Müsküler distrofi; dengesiz yürümeye, merdivenleri çıkarken yorulmaya, ayağa kalkarken zorlanmaya ve sık düşmelere neden olur. Hastalık kötüleştikçe omurganın eğrilmesi, uyluk kaslarının erimesi ve kalfların (baldırların) aşırı büyümesi gibi başka problemler meydana gelebilir.

    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Müsküler distrofinin nedeni genetik bozukluklardır. En çok görülen müsküler distrofilere hangi genlerin neden olduğu bilinmektedir.

    Ancak daha nadir görülen çeşitlerinin nedenlerinin de belirlenmesi gerekmektedir. Hastalığa genellikle aile geçmişinde rastlanılır.

    NASIL TEŞHİS EDİLİR ?

    Eğer genç bir erkek çocuğu çok zayıfsa ya da az gelişmişse doktorlar müsküler distrofiden şüphelenebilirler. Keratinin kinaz enzimi, kas hücrelerinden sızarak kandaki enzim seviyesinin aşırı derecede yükselmesine neden olur. Ancak bir kişinin kanındaki keratinin kinas değerlerinin yüksek olması, onun kesinlikle müsküler distrofi hastası olduğu anlamına gelmez. Diğer kas hastalıkları da bu enzimin miktarının artmasına neden olabilir.

    Doktor kas biyopsisi (bu işlemle mikroskopla incelenmek üzere küçük bir kas parçası örneği alınır) yaparak kesin teşhiste bulunmak isteyebilir. Mikroskopta kasların ölü dokuları ve aşırı gelişmiş kas lifleri görülebilir. Müsküler distrofinin son aşamasında yağ ve diğer dokular ölü kas hücrelerinin yerini alır.

    Kaslarda bulunan distrofin proteininin seviyesi çok düşük olduğunda duchenne müsküler distrofi (Duchenne kas distrofisi ) teşhisi konabilir. Elektromiyografi (İğneler veya küçük elektrotlar vasıtasıyla kaslardaki elektrik potansiyelinin kaydedilmesi) ve sinir ileti çalışmaları da uygulanabilecek diğer testlerdendir.

     

    NASIL TEDAVİ EDİLİR ??

    BU RAHATSIZLIK İÇİN HENÜZ KESİN BİR TEDAVİ OLMAMAKLA BİRLİKTE REFLEKSOLOJİ TEDAVİSİ SONUCUNDA ÇOK ÖNEMLİ BAŞARILARA İMZA ATILMIŞTIR... 

     ENGELLİLERDE REFLEKSOLOJİ

    Refleksoloji tedavisi olarak bilinen zone terapi (bölgesel tedavi) nin engellilere olan ilk etkisi Çin ,Rusya ve Amerika’da yapılan başarılı literatür çalışmalarıyla İSPATLANMIŞ ve engellilerin tedavi ve rehabilitasyonunda bir tamamlayıcı tedavi biçimi olarak bu ülkelerde hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.Bu bağlamda PSİKOAKADEMİ bu konudaki yapılan çalışmaları daha da geliştirerek yeni yöntem ve tekniklerle zenginleştirmiş ve Türkiye’deki engellilere hizmet vermeye başlamıştır.Bu konuda danışman doktorların nezaretinde başta spastik ve gelişim geriliği olan çocuklar,otistik çocuklar ve fiziksel sorunu olan kişilere refleksoloji terapisi uygulaması yapılmaktadır.
    Refleksoloji ayak tabanındaki sinir uçlarının uyarılarak ilgili organları canlandırma amacı gütmektedir.Spaztizelerin gevşemesi,oturma başta olmak üzere birçok fiziksel gelişmeye sebep olmaktadır.Gelişim geriliği olan çocuklarda da yine başta zihinsel ve fiziksel gelişimi desteklemektedir.Yakın zamanda Rusya’da bebeklere uygulanmakta ve bebeklerin kabızlık sorununun çözümlenmesi,zihinsel ve fiziksel gelişimlerini yaşıtlarına göre daha çabuk sağladığı ispat edilmiştir.

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Hazirane 8, 2008 - BEBEK REFLEKSOLOJİSİ !!
  • BEBEK REFLEKSOLOJİSİ !!!     

     

       Eskiden beyin gelişiminin genetik faktörlere bağlı olduğu,dışarıdan yapılacak müdehalelerin beyin gelişiminde fazla rol oynamayacağı düşünülürdü.Fakat son yıllarda yapılan araştırmalara göredış etkenler bebeklerin zeka gelişiminde oldukça etkili bir hale gelmiştir.

     

       Betin gelişimi gebeliğin ilk ayında başlamakta ve bebek 3-4 yaşına gelene kadar büyük bir hızla devam etmektedir.5 aylık fetus 5 duyunun duymak ve dokunmak olmak üzere ikisine sahiptir.Küçücük kafasında her dakika 500.000 yeni hücre oluşmakta ve beyin öyle hızlı gelişmektedir ki 6. ayda hızla büyüyen beyin kabuğu kafatasına sığmak için kıvrımlar oluşturmaya başlamaktadır. 7. ayda fetus beyni tüm yaşamı boyunca sağip olacağı 100 milyar beyin hücresinin hemen tamamını oluşturmuştur.

     

        Her bebek düşünme,görme,duygu gibi beyin fonksiyonlarından sorumlu yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ile doğar.Hayatın ilerleyen dönemlerinde ise bu doğuştan gelen 100 milyar sinir hücresinin üzerine yenileri üretilmektedir.

     

        Bebek beyni milyarlarca sinir hücresiile donatılmış olarak dünyaya gelmektedir.Sinir hücreleri,bebeğin karşı karşıya kaldığı her deneyim ve uyarıcı karşısında birbirleri arasında bağlantı kurarlar.

     

        Bu bağlantılar tekrarlanırsa kalıcı hale gelir ve kocaman bir ağa dönüşür.Bu ağ bir ömür boyunca kullanılacak olan zihinsel kapasiteyi barındırır.Bu,bebeklik döneminin zihinsel gelişim konusunda ne kadar belirleyici ve önemli bir dönem olduğunu bize göstermektedir.

    Bebeğinizin sizden aldığı genetik mirası ve doğumdan sonraki ilk yıllarda karşı karşıya kaldığı uyarıcılar ve deneyimler onun zekasının şekillenmesini sağlamaktadır.Uyarılan sinirlerle birlikte bebeğinizin zihinsel gelişimi hızlanmaktadır.Bu bağlamda REFLEKSOLOJİ tedavisinin bebeğin zihinsel gelişiminde oldukça etkili bir rol oynadığını göstermektedir.

     

        Bebek REFLEKSOLOJİSİ,Refleksoloji tekniğinin bebekler ve yeni yürümeye başlayan çocuklar için bir özel alt bilim dalıdır.Bu alanda dünya ülkelerinde çok ciddi çalışmalar yapılmış hatta Rusya da 0-3 aylık bebeklerde Refleksoloji terapisi zorunlu tutulmaktadır.Refleksoloji terapisi alan bebekler ile almayan bebekler arasında yapılan istatiksel çalışmalarda ciddi oranda farklılıklar görünmüştür.

     

    BEBEĞİME NASIL YARDIMCI OLUR??

    Refleksolojini Faydaları Nelerdir ?

     

    *Bebekler refleksolojiyi rahatlamada yardımcı bulmaktadırlar.Aynı zamanda uyku problemlerine de yardımcı olmaktadır.

     

    *Refleksoloji bebeklerde sindirim ve nefes almayada yardımcı olmaktadır.

     

    *diş ağrılarını gidermek için kullanılmaktadır.

     

    *Refleksoloji bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmaktadır.

     

    *Bebeğin genel bir iyilik haline girmesini sağlar,kulak,burun ve boğaz hastalıklarına karşı direnci arttırır.

     

    *Kabızlık ve gaz problemlerine faydalıdır.

     

    Bebek refleksolojisi için bebeğin hangi yaşta olması gerekir ?

     

        6 haftalık olduktan sonra tüm bebeklere uygulanabilmektedir.Bununla birlikte bebeğiniz adımlamaya ve başladığında onu odanın içinde tutmak için çok daha az enerji harcayarak kontrol etmenizi de sağlar.Bu uygulamalar çocukluğunun tümünde işinize yara.Çocuğu ve anneyi yormayan bir terapi sürecidir.

     

    REFLEKSOLOJİ İLE İLGİLİ BAZI ARAŞTIRMA SONUÇLARI :

     

    Doğum

     

    *  Ayak refleksolojisi uygulanan kadınlarda ağrıların azaldığı ve çalışma gücünün arttığı görülmüştür.

     

    *  10 seans Refleksoloji tedavisi gören hamile kadınlar çok daha az sancı ile doğumu gerçekleştirmiştir.

     

    *  Doğumdan önce (son 2 ay)Refleksoloji uygulanan hamilelerde doğum sonrası emzirme kapasitesinin arttığı gözlemlenmiştir.

    ((ÖNEMLİ :: Hamileliğin ilk 4-5 ayında Kesinlikle Refleksoloji yapılmaz.!)

     

    Çocuk Sağlığı

    ·                    Zatürreye yakalanan küçük çocuklara ilaç tedavisiyle birlikte refleksoloji uygulandığında sadece ilaç tedavisi görenlerden çok daha hızlı iyileştikleri görülmüştür.

    ·                    Kolite yakalanmış çocuklara refleksoloji uygulandığında %50 oranında ağlama süresinde azalma ve çok daha hızlı iyileşme görülmüştür.

    ·                    50 çocuğa uygulanan bir klinik çalışmada refleksolojinin idrar tutamama sorununu çok büyük ölçüde çözdüğü saptanmıştır.

    ·                    Yüksek doz kemoterapi gören akut lösemi hastası çocuklara uygulanan el masajının bulantı, kusma, endişe durumunda ortaya çıkan hızlı nabız ve yüksek kan basıncı problemlerini gidermede etkili olduğu görülmüştür.

    ·                    Beyin felci olan çocuklarda, refleksoloji uygulananlarda uygulanmayanlara kıyasla önemli ölçüde iyileşmeler görülmüştür.

    ·                    Ayak refleksoloji uygulanan zihinsel özürlü çocukların boyunda, kilosunda, sağlık durumunda, sosyal ve zihinsel gelişiminde refleksoloji uygulanmayanlara göre ciddi ilerlemeler görülmüştür.

    Kadın Sağlığı

    ·                                Sancılı adet gören kadınların %95’ inde ayak refleksolojisi etkili olmuştur.

    ·                                Adet öncesi semptomların (PMS) yaşayan kadınların %46’ sında refleksoloji etkili olmuştur.

    ·                                Menopozlu 42 kadına ayak refleksolojisi uygulanmış, bunlardan 17’ si (%40.5) tam, 20’ si (%47.6) önemli ölçüde iyileşmiş, 4’ ünde (%9.5) etkili sonuçlar alınmıştır. Hastalardan yalnızca 1’ inden sonuç alınmamıştır.

    ·                                Refleksoloji iktidarsızlık sorunu oaln erkeklerde %87.5 ,diğer cinsel sorunlarda %12.5 etkili olmuştur.

    ·                                İlerlemiş prostat sorunu refleksolooji ile belirli bir ölçüde azalmıştır.

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 18, 2008 - Mental Retardasyon
  • Mental Retardasyon

    Mental retardasyon adaptif davranışlardaki bozukluklarla beraber görülen genel entelektüel fonksiyonların önemli oranda ortalamanın altında bulunması ile tanımlanır ve 18 yaştan önceki gelişimsel dönem esnasında gözlenir. Bu bir hastalık değil ancak entellektüel ve adaptif fonksiyonlardaki bozukluktur. Sebep her zaman bilinmez; nadiren tek bir neden tanımlanabilir. Vakaların %75’inin sebebi bilinmez.

    Bilinen sebeplerin bazıları:

    • kromozomal anomaliler
    • prenatal kusurlar (rubella, alkol kullanımı, ilaç kullanımı)
    • perinatal(anoxia)
    • postnatal (menenjit, ensefalit, travma, kültürel yoksunluk, ağır malnütrisyon)

    Mental retardasyon İntelligence Quaitent (IQ) skorları veya “eğitilebilir” öğretilebilir” “tamamen bakıma muhtaç” şeklinde kategorize edilerek tanımlanır:

    • normal entellektüel fonksiyon, IQ=100
    • hafif mental retardasyon, IQ=55-70 (eğitilebilir)
    • orta derecede retardasyon, IQ=40-55 (öğretilebilir)
    • ağır mental retardasyon, IQ=25-40 (bazılarına öğretmek mümkün)
    • ileri derecede mental retardasyon, IQ=25’den az (total bakım gerektirir)
    • ( Not: testteki değişkenlere bağlı olarak, bu sınıflamalar her zaman uygun değildir ve her zaman bireysel yaklaşım endikedir.)

    (Not: testteki değişkenlere bağlı olarak, bu sınıflamalar her zaman uygun değildir ve her zaman bireysel yaklaşım endikedir.)

    100 kişiden 3-5 kişi mental retardasyonlu olarak sınıflandırılmıştır. Bunların %85’i hafif mental retardedir (IQ 55’den büyük) ve toplumsal çevrede yaşayabilirler. Mental retardasyon, diş hekiminin özel muayenesinde en sık karşılaşabileceği durumdur.

    Mental retardasyon diğer bozukluklarla beraber görülebilir, e.g.:

    • epileptik bozukluklar
    • kardiak anomaliler
    • duygusal bozukluklar
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 18, 2008 - Serebral Palsi
  • Serebral Palsi

    Serebral palsi (SP), enfantil dönem sırasında veya prenatal veya perinatal dönemde meydana gelen beyin hasarının (genellikle anoxia’ye bağlı) neden olduğu bir non-progresif nöromüsküler bozukluklar grubudur.

    Bu durum 1000 canlı doğumdan 1-4’ünü etkiler. Bunların 7’sinden biri yaşamlarının ilk yılında hayatlarını kaybederler.

    Nöromusküler etkiler şunlardır:

    • Hastaların %55’inde spastisite mevcuttur (kasılma sırasında artmış kas konsantrasyonu)
    • Hastaların %25’inde atetozis mevcuttur(kontrol edilemeyen yavaş titreme ve kıpırdama hareketleri)
    • Hastaların %10’unda ataksi (denge kaybı) mevcuttur
    • Hastaların %11’inde rijidite mevcuttur
    • Hipotoni nadirdir( tüm kaslar azalmış fonksiyonla birlikte gevşektir)
    • Hastaların %15-40’ında bu semptomların karışımı bulunur.

    SP’ye eşlik eden bozukluklar:

    • Nöbet bozuklukları(%35-60)
    • Mental retardasyon
    • Duyu bozuklukları
    • Öğrenme ve duygusal bozukluklar
    • Konuşma ve iletişim defektleri
    • Azalmış yutkunma ve öksürme refleksi
    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 18, 2008 - Amyotropik Lateral Sclerozis
  •  
     
     
     

    Amyotropik Lateral Sclerozis aynı zamanda Lou Gehrig Hastalığı olarak da bilinir. Serebral korteks, beyin kökü ve spinal kordda motor nöronların kaybına neden olan dejeneratif bir sinir sistemi hastalığıdır ve musküler atrofi, güçsüzlük ve spastisite ile sonuçlanır. Önemli duyusal semptomlar mevcut değildir. Hastalık aralıksız ilerleyici bir tarzdadır; hastaların yaşam süresi 3-5 yıl veya daha azdır. Etyolojisi bilinmemektedir ve bilinen bir tedavisi yoktur.

    Hastalık 100.000’de 2 ile 7 kişiyi etkiler ve görülme yaşı ortalama 50-60’lı yaşlardır.

    Güçsüzlük üst ekstremitelerde sıklıkla unilateral olarak başlar. Hastalar hareketli protezleri takıp çıkarmada güçlük çekerler. Oral kas fonksiyonu bozulduktan sonra tam protez kullanımından uzak durulmalıdır. Solunum ve yutma üzerinde ağır etkileri vardır.

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 18, 2008 - Multiple Sklerozis
  • Multiple Sklerozis (MS) er ya da geç paralize neden olan ilerleyici bir hastalıktır. (SSS)Santral Sinir Sistemi’nde (myelin sinir lifleri etrafında kılıf oluşturan, yağ benzeri bir yapıdır) multifokal demyelinasyon plaklarına neden olur. MS insanlarda en sık rastlanan demyeline edici hastalıktır. Etyolojisi bilinmez ve bilinen bir tedavi yöntemi yoktur.

    Demyelinasyon 4 önemli SSS bozukluğuna neden olur:

    • Azalmış sinir iletimi hızı
    • Farklı uyarı geçiş oranı
    • Kısmi iletim duraklaması
    • Uyarı geçişinin tamamen ortadan kalkması

    Belli başlı klinik bulgulara neden olan yaralanmalar şunlarda görülür: 

       
    • görmeye bağlı sinir sistemleri(hastaların %60’ı)
    • motor sistemleri(hastaların %100’ü; aşırı yorgunluk, ekstremitenin sürüklenmesi, tökezleme, motor becerilerin kaybı, Babinski bulgusunun mevcudiyeti)
    • duyusal sinir sistemleri (sık rastlanır;dudakların parestezisi, dudakların sıcak veya soğuğun derecesini anlayabilme kabiliyetinin kaybı, mesane problemleri, iktidarsızlık)

    25 yıldan sonra hastaların %75’inden fazlası hala hayattadır. Tam veya kısmi geri dönüşlere sık rastlanmaktadır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 11, 2008 - SPİNA BİFİDA !
  •  

    Spina Bifida, Nöral tüp defekti adı verilen bir grup doğumsal anomalinin bir çeşididir. Açık omurga olarak da adlandırılmaktadır. Genelde omurga kemiği ve bazen de omuriliği etkiler. Nöral Tüp olarak adlandırılan oluşum, embryonik yaşamda bulunan ve beyin ile omuriliği meydana getiren yapıdır. Bu oluşumun gelişiminde meydana gelen anomaliler de nöral tüp defekti (NTD) olarak adlandırılırlar. NTD'leri en sık görülen doğumsal anomalilerdendir. Yaklaşık 1500-2000 canlı doğumdan birinde, değişik derecelerde NTD bulunur.

    Embryonik dönemde bebeğin omurgası ilk oluştuğunda kapalı değildir. her iki yanı açıktır. Dölenmeyi takip eden 29. günde her iki yanda oluşan omurga ortada birleşir ve kapalı bir oluşum haline gelir. Spina bifida da bu kapanma ya hiç olmaz ya da bazı bölgelerde meydana gelmez. Spina bifidanın 3 formu vardır:

    Occulta: Bu spina bifidanın en hafif formudur. Herhangi bir belirti vermez. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler bulunur. Omurilik ve sinirler normaldir. Kişiler genelde kendilerinde bulunan bu durumun varlığından habersizdirler. Tek belirti defektin olduğu bölgede (örneğin belde) cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olmasıdır. Tanı genelde başka bir nedenden dolayı çekilen omurga röntgeni esnasında şans eseri konur.

    Meningosel: Bu en nadir görülen spina bifida formudur. Omuriliği çevreleyen zarlar omurganın açık kısımlarından dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan serebrospinal sıvı da bulunur.Bu kistik görünümlü yapının boyutları değişken olabilir ve normal gelişimi sağlamak için ameliyat ile çıkartılabilir.

    Meningomiyelosel: Bu hastalığın en ileri formudur. Fıtıklaşan kistin içinde meningoselde bulunan zarların yanısıra sinir kökleri ve omuriliğin kendisi de bulunabilir. Bazen kist olmaz ancak omurilik kendisi tamamen fıtıklaşabilir. Omuriliği çevreleyen sıvı dışarıya kaçabilr. Açıklık cerrahi olarak kapatılmadığı sürece, etkilenmiş bebekler enfeksiyon açısından büyük risk altındadırlar. Cerrahi tedaviye rağmen bazı bebeklerde değişik derecelerde bacak felci, idrar ve gayta tutamama problemleri görülebilir.

    Spina bifida'lı bebeklerin birçoğunda hidrosefali de bulunur. Merkezi sinir sitemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik hem koruyucu zarlar ile çevrileridir hem de etraflarında serebrospinal sıvı olarak adlandırılan bir sıvı bulunur. Bu sıvının normal dolaşımını yapamaması sonucu hidrasefali denilen kafa boşluğu içinde sıvı toplanması ortaya çıkar.

    Nedenleri
    Spina bifida izole bir doğum defekti olarak kabul edilir. Bazı bilimadamları genetik ve çevresel faktörlerin de etkili olduğunu söyleseler de NTD ile doğan bebeklerin %95'i normal ve aile öyküsü olmayan anne-babalardan dünyaya gelmektedirler. Herhangi bir genetik geçiş olmadığı kabuledilmektedir. Bir bebekte spina bifida olduğunda, sonraki bebekte de görülme sıklığı 1/40 olmaktadır. Ancak spina bifida doğumsal anomaliye yol açan bazı başka sendromlar ile birlikte de görülebilir. Bu gibi durumlarda kalıtsal özellikler olabilir.

    Önlenebilir mi?
    Yapılan çalışmalar spina bifida ve diğer NTD'lerinin annenin dieti, özellikle de folik asit alımı ile ilgili olabileceğini göstermiştir. 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi gebe kalma olasılığı olan15-44 yaş arası kadınların hergün 400 mikrogram folik asit almasını önermiştir. Bu miktarda alınan folik asidin spina bifida ve diğer nöral tüp defektleri riskini %50-70 oranında azalttığı gösterilmiştir. Bu amaçla folik asit alımı gebe kalmadan 1 ay önce alınmaya başlanmalı ve gebeliğin 1. ayının sonuna kadar kullanılmalıdır. Çoğu gebelik plansız olarak gerçekleştiği için gebe kalma olasılığı buluna kadınların belirtilen miktarda folik asidi sürekli alması da diğer bir öneridir.

    1991 yılında İngiltere'de yapılan bir çalışmada, gebe kalmadan önce ve gebeliğin ilk 3 ayında yüksek doz (4 miligram) folik asit kullanan ve daha önceki gebeliklerinde NTD'li bebek dünyaya getiren annelerde yine NTD'li bebek doğurma riskinin %70 azaldığı saptanmıştır. Bu ve buna benzer diğer çalışmalar temel alınarak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC)), önceden NTD'li bebek doğuran kadınların yeniden gebe kalmayı planladıklarında yüksek doz folik asit almalarını önermektedir.

     

    Spina Bifida gebelik esnasında fark edilebilir mi ?
    Spina bifida doğumdan önce bazı testleri ve ultrasonografi ile tanınabilir. Bunlardan en önemlisi üçlü test ya da sadece kanda alfa feto protein bakılmasıdır. Bu testler ile NTD riski yüksek olan gebeler saptanabilir. Testin yüksek çıkması her zaman NTD'ni göstermez. Gebelik yaşının yanlış bilinmesi gibi bazı basit nedenler ya da diğer başka anomaliler de alfafetoprotein'de yükselmeye neden olabilir. Yine detaylı bir ultrasonografi incelemesi ile büyük meningosel ve meningomyelosel vakaları tespit edilebilir.

    Anomalinin anne karnındayken saptanması ailenin ve hekimin bilgilenmesi açısından önemlidir. Bu tür bir gebelikte doğumun özel ve doğumdan sonra bebeğe hemen müdahale edilebilecek merkezlerde yapılması ayrı bir önem taşır. Doğumda tercih edilecek yöntemin sezaryen olması felç gelişme riskini ve felcin şiddetini azaltır. Son zamanlarda bebeklerin anne karnındayken ameliyat edilmeleri konusunda çalışmalar vardır. Bu tür operasyonlar dünyada sadece 2 merkezde yapılmaktadır. Deneysel aşamada olan bu tedavi yönteminin uygulandığı bir bebek 23. gebelik haftasındayken ameliyat edilmiş ve sonuç doğumdan sonra ameliyat edilen bebeklere göre daha yüzgüldürücü olmuştur.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 11, 2008 - OTİZMİN ALT TİPLERİ
  • OTİZMİN ALT TİPLERİ

    ASPERGER SENDROMU:

    Bu sendromda tipik olarak Otistik çocuklarda görülen sosyal ilişki ve iletişim sorunlarının yanı sıra dar ilgi alanı görülür.(örn. Hangi tarihin hangi güne geldiğini hesaplamak, uzun bir metni ezberlemek gb.) Çok sınırlı bir konuda çok derin bilgilere sahip olurlar. Otistiklerden farklı olarak zamanında konuşmaya başlarlar. Aşırı bilgiçlik ve el becerilerinde özel sorunlar çok tipiktir. Bu çocuklar normal veya üstün zekaya sahiptirler. Mekanik oyuncaklara çok düşkünlerdir. Davranış sorunları olur. El-kol hareketleri mimikler ve vücut dilini kullanma konusunda sorunları vardır. (Korkmaz,2000)

    ÇOCUKLUĞUN DEZİNTEGRATİF BOZUKLUĞU:

    Bu çocuklarda doğumdan sonra en az iki yıl tamamen normal gelişim söz konusudur. Sıklıkla 3-4 yaşları arasında ortaya çıkar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaşından önce gelişmiş olması gerekir. Çocukluk dezintegratifin başlaması ile ilk olarak artan aktiviteler, huzursuzluk, kaygı ve daha önce kazanılmış olan (konuşma gb.) becerilerin hızla yitirilmesiyle belirginleşir. Çocukluk dezintegratifin de ağır zihinsel engel görülür.

     

    RETT SENDROMU:

    Rett sendromu yalnız kızlarda görülen bir sendromdur.. En önemli belirtisi normal bir doğum ve ilk beş ay normal gelişimi takiben bebeğin başının büyümesinin giderek durması ve kafa çapında görülen küçülmedir. Rett sendromu olan çocuklar, ellerini belli bir amaca yönelik olark kullanmaktan vazgeçmeleri ve tipik el hareketleri (çamaşır yıkıyormuş gb.) ile ayırt edilir. İlk bir yıl içinde sosyal iletişimleri bozulur, daha ileri yaşlarda, eğer yürümeye başlamışlarsa yürümeleri de bozulur.Konuşmaları gelişmez veya gecikir. (Korkmaz,2000)

     

    BAŞKA TÜRLÜ ADLANDIRILAMAYAN YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK (ATİPİK OTİZM):

    Karşılıklı toplumsal etkileşimde ağır ve yaygın gelişimsel bozukluk olmasının yanı sıra sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerinin gelişmesinde bir bozukluk olmasına ya da basmakalıp davranış, ilgiler ve etkinlikler bulunmasına karşın özgül bir Yaygın Gelişimsel bozukluk, Şizofreni, Şizotipal Kişilik Bozukluğu ya da Çekingen Kişilik Bozukluğu için tanı ölçütleri karşılanmıyorsa bu kategori kullanılmalıdır.(Köroğlu,2001) Gözlenen semptomların tanı koymak için yetersiz kalması durumunda konan tanıdır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • Pazar, Mayıs 11, 2008 - ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ !!!
  •                       ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ  !!!
    Zihinsel öğrenme yetersizliği, zihinsel gelişim yetersizliğinden dolayı, bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların zihinsel işlevleri ve sosyal davranışları yaşıtlarına göre geri ve yetersizdir. (Geç ve güç öğrenirler, sınıf veya toplum içindeki kurallara uymakta zorlanabilirler). Sosyal davranışlar dediğimizde, çocuğun yaşına ve yaşadığı çevreye uygun davranışlar göstermesini ifade etmekteyiz. Bu davranışlar çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel döneme ve içinde yaşadığı topluma bağlı olarak değişmektedir.

    Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar problemlerinin ağırlığına göre hafif, orta ve ağır düzeyde olmak üzere üç gruba ayrılır. Gruplama çocuğun gereksinimlerinin belirlenmesi, bu gereksinimleri en iyi ve uygun şekilde karşılayacak eğitim programlarının hazırlanması ve çocuk için en uygun eğitim ortamının bulunması amaçlarıyla yapılmaktadır.

    Hafif Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

    Bireyin, temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

    Orta Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

    Bireyin, gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

    Ağır Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

    Bireyin, ciddî biçimde konuşma ve dil gelişimi güçlüğü, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel öz bakım becerilerini öğrenmesinde ortaya çıkan gecikme durumunu ifade eder.

    Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların birçoğu zihinsel ve fiziksel gelişimleri açısından yaşıtlarından önemli bir farklılık göstermediği için genellikle okula başlayana kadar bu çocuklardaki gelişim geriliklerinin pek farkına varılmaz. Okula başladıklarında, özellikle akademik çalışmalarda karşılaştıkları güçlükler sonucunda gerilikleri ortaya çıkar.

    Ağır düzeyde öğrenme yetesizliği olan çocuklar ise daha önce fark edilebilirler.

    Erken tanı ve erken eğitim ile bu çocukların bulundukları noktadan çok daha ileri bir yere gelebildikleri, başarılı olabildikleri görülebilmektedir.

     

     



    ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİNİN
    NEDENLERİ NELERDİR?

    Zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini bulmak ve belirlemek son derece güçtür. Pek çok nedenden kaynaklanıyor olabilir. Bir gruplama yapacak olursak, zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini kalıtımsal, organik ve çevresel nedenler olarak üç grupta toplayabiliz.

    Kalıtımsal Nedenler: Eğer ailede kalıtsal bir rahatsızlık veya hastalık var ise bunlar hastalıklı genler yolu ile çocuklara geçmektedir. Özellikle akraba evliliklerinde bu risk daha yüksek olmaktadır.

    Mongolizm (down sendromu), Fenilketanuri, Hidrosefallik ve Mikrosefallik örnek olarak verilebilir.

    Organik Faktörler: Kalıtsal olmayan ancak doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrasında meydana gelebilecek faktörlerdir. Bu faktörler şöyle sıralanabilir:

    * Vücut biyokimyasındaki ve metobolizmasındaki bozukluklar (Annenin herhangi bir rahatsızlığının olup olmadığı, meselâ annenin şeker hastalığı olabilir.).

    * Annenin gebeliği sırasında ortaya çıkan sorunlar: Örneğin; alınan çeşitli ilâçlar, zararlı maddeler; alkol, sigara, uyuşturucu gibi. Ayrıca hamilelik döneminde; annenin geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, kazalar ve zehirlenmeler, röntgen çektirme, kromozon bozuklukları, beslenme yetersizlikleri, kan uyuşmazlığı zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenlerdir.

    * Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, zor doğum nedeniyle kullanılan bazı araçların (forseps, vakum vb.) bebeğe zarar vermesi, erken veya geç doğum gibi nedenler de zihinsel öğrenme yetersizliğine yol açabilmektedir. Bu yüzden doğumun ehliyetli kişiler tarafından yaptırılması önem arz etmektedir.

    * Doğum sonrasında çocuğun geçirdiği bulaşıcı ve ateşli hastalıklar (Rubella, kızamık, menejit, su çiçeği, çocuk felci, frengi vb.), kazalar (Düşme, çarpma vb.), travmalar (kafaya alınan darbeler), zehirlenmeler, çocuğun beyin gelişimini etkileyecek yapısal bozukluklar ve hormonal düzensizlikler zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenler arasındadır.

    Sosyo Ekonomik, Kültürel ve Çevresel Nedenler Yetersiz beslenme, çevresel uyarıcıların yokluğu, sosyal ve ekonomik şartların uygun olmaması çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmekte ve zekâ geriliklerine neden olabilmektedir. Çocuğun zihinsel becerileri yeterli ve yaşıtlarına uygun olsa bile yetersiz beslenme, ev ortamının uygun olmaması, uyarıcı eksikliği, oynaması ve çevreyi keşfetmesi için çocuğa gerekli fırsatların sağlanmaması gibi durumlar çocuğun hafif derecede zihinsel özürlü olmasına yol açabilir.

    Bunların önüne geçmek için yapılması gerekenler ise yeterli olgunluğa erişmeden evlenmemek, akraba evliliklerinin önüne geçmek, doğru zamanda çocuk sahibi olmak, hazır olmadan çocuk sahibi olmamak ve hamilelik sırasında mutlaka doktor kontrolünde olmak, bebeğin aşılarını düzenli yaptırmak diye sıralayabiliriz.

    ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN
    ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

    Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar da normal yaşıtları gibi temelde aynı psikolojik, fizyolojik, sosyal, duygusal gereksinimlere sahiptirler. Kendi aralarında da bireysel farklılıklar gösterirler.

    Zihinsel özürlü çocukların en temel/belirgin özelliği olarak gelişim hızlarının yaşıtlarından yavaş olmasını söyleyebiliriz. Bu gecikme gelişimin tüm alanları için geçerlidir. Bir bebeğin zihinsel özürlü olduğunu söylüyorsak, bu bebeğin yuvarlanma, emekleme, yürüme ve konuşmaya başlama gibi gelişim alanlarında yaşıtlarını geriden takip ettiğini ifade ediyoruz demektir. Genel olarak bu çocukların özelliklerini şöyle sırayabiliriz:

    * öğrenmede yavaşlık,

    * dikkat dağınıklığı,

    * konuşma bozukluğu ve gecikmiş konuşma,

    * duyu-motor problemleri,

    * günlük yaşama ilişkin becerilerde yetersizlik (hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir)

    * sosyal becerilerde yetersizlik (Hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir.)

    Bu özellikler genel olarak tüm zihinsel özürlü çocuklarda görülmekte ancak bu becerilerdeki başarısı, yeterliliği zihinsel özürün derecesine göre değişmektedir. Örneğin hafif derecede zihinsel özürlü bir çocuk sosyal gelişimi ve günlük yaşam becerilerinde yeterli bir çocuktur. Temel probleminin öğrenme ve dikkat dağınıklığı ile ilgili olduğu kabul edilmektedir. Orta/ağır derecede zihinsel özürlü çocuk ise bu alanların tümünde birden yetersizlik gösteren, destek gereksinimi olan çocuktur.

    Öğrenme Özellikleri

    Bu çocuklar da pek çok beceriyi normal yaşıtları gibi öğrenirler. Ancak öğrenmeleri daha yavaş ve güç olur. Zihinsel yetersizlikleri arttıkça öğrenme yavaşlar ve zorlaşır. Bu çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamada ve bir işi sonuna kadar sürdürmede güçlükleri vardır.

    Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini (yeme-içme, giyinip-soyunma, tuvalet vb.) okuma-yazma, matematik gibi okul ile ilgili temel becerileri kazanabilirler. Uygun iş eğitimi aldıklarında yetişkinlik döneminde uzmanlık gerektirmeyen, basit işlerde çalışabilir. En az destekle ya da desteğe gereksinim duymadan yaşamlarını sürdürebilirler.

    Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini kazanabilirler. Çoğunluğu okuma-yazma ve aritmetik becerileri ancak, sık karşılaştıkları bazı sözcükleri, işaretleri ve sayıları tanıyabilirler. Bu çocuklar çok basit bazı iş becerilerini öğrenebilir, örneğin paketleme, etiket yapıştırma gibi mekanik işleri yapabilirler. Yaşamlarını sürdürmede daha çok yetişkin desteğine ihtiyaç duyarlar. Zihinsel yetersizliğin derecesinin artmasıyla çocukların yeme-içme, giyinip, soyunma tuvalet gereksinimini giderme gibi temel becerileri kazanmada zorlandıkları gözlenir. Buna paralel olarak diğer kişilere bağımlılıkları artar.

    Konuşma Özellikleri

    Bu çocukların dil ve konuşma gelişimleri normal yaşıtlarınınkine benzer aşamaları izler. Konuşmayı normal çocuklar gibi öğrenirler, ancak zihinsel yetersizliğe bağlı olarak konuşmaları daha geç gelişmekte ve daha fazla konuşma bozukluğu göstermektedirler. Zihinsel yetersizlik arttıkça dil ve konuşma problemleri de artmaktadır.

    Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha geç konuşmaya başlarlar. Sözcüklerde bazı sesleri atlama, bazı sesleri ekleme veya sesleri yanlış söyleme gibi konuşma bozuklukları görülür. Sınırlı sözcük ve cümlelerle de olsa çevresindekilerle konuşarak iletişim kurabilirler.

    Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar konuşma problemlerine ek olarak çok daha sınırlı sözcük ve cümlelerle duygu,düşünce ve isteklerini ifade edebilirler. Konuşmanın çok sınırlı ya da hiç olmadığı durumlarda isteklerini ifade etmek için sesler ya da işaretler kullanabilirler.

    Sosyal Duygusal Özellikleri

    Zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha fazla sosyal ve duygusal problemler göstermektedirler. Bu çocukların zihinsel gelişimlerinin geri olması nedeniyle sosyal becerilerindeki yetersizlikleri ve diğer insanların onlara yönelik olumsuz tavırları, bu duruma neden olan temel etkenlerdir.

    Yaşıtlarından kabul gördüklerinde hafif derecede zihinsel yetersizliğe sahip çocuklar onlarla birarada olup kolayca anlaşabilirler. Yapabileceklerinden daha zor görevler vermek, onların gereksiz yere başarısızlık duyguları yaşamalarına neden olur. Diğer taraftan yapabileceklerinden daha basit görevler vermek ise onların kolayca sıkılmalarına yol açabilir. Bu çocukların başarılı oldukları konularda, çeşitli oyunlarda normal arkadaşlarıyla biraraya gelmeleri, yapamadıklarından çok, yapabildiklerinin vurgulanması, başarabilecekleri işlerde onlara fırsat verilmesi duygusal açıdan kendilerine daha çok güvenmeleri yönünden önemlidir.

    Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olanlar ise normal yaşıtlarından gerek zihinsel, gerek fiziksel ve gerekse sosyal yönden epeyce farklı olduklarından, yaşıtlarıyla kaynaşmaları daha güç olmaktadır. Diğer gelişim özelliklerinde olduğu gibi sosyal beceriler de zihinsel yetersizliğin derecesine bağlı olarak değişecek, en alt grupta olan çocukların bu becerileri de çok sınırlı olacaktır.

    Fiziksel Özellikleri

    Zihinsel yetersizliği olan çocukların fiziksel görünümleri ve sağlık durumları, özürün derecesine göre değişmektedir. Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocukların görünüş ve motor becerileri genelde normal yaşıtlarından farklı değildir.

    Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklarda ise durum biraz farklı olabilir. Down-Sendromlu çocuklarda ortak fiziksel özellikler mevcuttur. Kulak, baş, göz, parmak yapısı ve kasların zayıflığı gibi ayırıcı özellikler bulunur. Bu gruptaki çocukların çoğunda eşgüdüm, denge problemleri ve ince-el becerilerini gerektiren işleri yapmada güçlükleri vardır. Yarısına yakınında ise beyin hasarı olmasından ötürü işitme, görme ve fiziksel durumlarında bozukluk gözlenebilir. Bu özürlerin ağırlık derecesine göre fiziksel işlevlerini yerine getirmelerinde yapılacak yardım farklılık gösterir. 

    ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN
    ÇOCUKLARIN EĞİTİM SÜRECİ

    Bebeklik Dönemi

    Günümüzde çocuğun eğitimine başlamak için belli bir yaşa gelmesi beklenmemektedir. Bebeklik dönemi gelişim sürecindeki en önemli dönem olduğundan, bebeğin problemi belirlenip, tanısı konur konmaz eğitimine başlanması ile gelişimin temellerinin atılmış olacağı kabul edilmektedir. Bu dönemde çocuğun bakım, sevgi, şefkat gibi gereksinimlerini karşılamanın yanı sıra onun için uygun ortam düzenlememiz, uygun oyuncak ve araçlar seçmemiz gelişimini olumlu yönde etkileyecek ve hızlandıracaktır.

    Bebeklik döneminde çocuk için en önemli kişiler anne-babalar ve diğer aile bireyleri, en önemli ortam ise ev ortamıdır. Bebeği en iyi tanıyan onun gereksinimlerini en iyi bilen kişiler bebeğin anne-babasıdır. Bebeğe nasıl yardım edileceği, eğitimine nasıl başlanacağı konusunda, bu alanda çalışan kurum /kuruluş ve kişilerle iş birliği yapılabilir. Çocuk gelişimciler, fizyoterapister ve özel eğitimciler yardım alınabilecek profesyonel kişilerdir.

    Bebeklik döneminde çocukların kazanmaları gereken temel beceriler, gördüğü bir nesneye ya da oyuncağa uzanma, gördüğü oyuncağı tutma/yakalama, oyuncağı birkaç dakika süre ile tutma gibi küçük motor beceriler, oturma, emekleme, yürüme gibi büyük motor beceriler ile ses çıkarma, çevredeki sesleri dinleme/tepki verme gibi konuşmaya ilişkin becerilerdir. Çalışmalar sırasında bebek henüz hazır olmadığı becerilere zorlanmamalıdır. Bebeğin gelişimi iyi takip edilmeli, yapabileceği, hazır olduğu beceriler öğretilmeye çalışılmalıdır. Bebek hazır olmadığı becerilere zorlanırsa sürekli başarısızlık yaşayacak, bu da onun kendine güvenini, anne babayla iş birliğini olumsuz yönde etkileyecektir.

    Okul Öncesi Dönem

    Bu dönemde çocuğun, gelişimin her alanı ile ilgili olarak yeni beceriler kazanmaya, deneme/yanılma yapmaya gereksinimi vardır. Okul öncesi dönemde kazanacağı bilgi ve beceriler hem onun anne babaya ve diğer yetişkinlere olan bağımlılığını azaltacak, hem de daha sonra öğreneceği okuma-yazma gibi akademik becerilere temel oluşturacaktır. Bu dönemdeki kazanılması beklenen beceriler öz-bakım becerileri, motor becerileri, iletişim becerileri ve bilişsel becerilerdir.

    Öz-bakım becerileri:Çocuğunun kendisine bakmasını sağlayacak giyinme-soyunma, yemek yeme, elini-yüzünü yıkama, tuvaletini yapabilme gibi beceriler öz-bakım becerileridir.

    Motor beceriler:Kolları, bacakları, ayakları ve gövdesini kullanarak yapabileceği yürüme, koşma, zıplama, atlama, tırmanma gibi büyük motor beceriler ile parmakları, elleri, bilekleri ve elleri-gözlerini birarada kullanarak yapacağı kesme, yapıştırma, boyama, çizme, düğme ilikleme gibi beceriler bu grupta yer alır.

    İletişim becerileri: Bu beceriler konuşulanları dinleme, anlama ile konuşma becerileri olarak iki grupta toplanır. Çocuk konuşmasa bile anlaması, anladığını anne babaya gösterebilmesi çok önemlidir. Onunla konuşmak, öykü okumak, masal anlatmak, oyun oynamak ve şarkı söylemek onun anlama becerisini geliştirecektir. Bu etkinlikler aynı zamanda çocuğun anne babayı taklit etmesini, konuşmasını da geliştiren etkinlikler olacaktır. Görsel beceriler; çocuğun resimleri, nesneleri, şekilleri tanıması, benzerliklerini ve farklarını hatırlayabilmesini sağlayan becerilerdir. İşitsel beceriler ise; sesleri tanıması, seslerdeki benzerlikleri ve farklılıkları ayırt edebilmesi ile ilgili becerilerdir. Çeşitli kelime oyunları, tekerlemeler, çeşitli sesleri ayırt etme (kapı zili, araba sesi, çocuk ağlaması gibi) ile çeşitli resim-şekilleri eşleştirme, bul-yap oyunları çocuğun bu becerileri kazanmasına yardımcı olacaktır.

    Bilişsel beceriler: Bilgileri akılda tutma, hatırlama, ilişkileri, benzerlikleri/farklılıkları bulma, nesneleri sınıflama ve problem çözme gibi becerilerin hepsi bu grupta yer alır. Çocuk normal yaşıtlarıyla birlikte olduğu zaman onlardan taklit yoluyla birçok beceriyi , aynı zamanda ortaya çıkan problemlerle baş etmeyi de öğrenir. Eğer çocuğun becerileri yaşıtlarının becerilerinden çok farklı ise bir başka deyişle, çocuk ağır derecede zihinsel öğrenme yetersizliğine sahipse yuva/ana okulu gibi kurumlar uygun eğitim ortamı olmayabilir. Bu durumda çocuk özel eğitim okullarının ana sınıflarına, özel eğitim merkezlerine devam edebilir ya da bazı kurumlarca sağlanan erken eğitim programlarına katılabilir. Unutulmaması gereken nokta, problemler ne kadar erken belirlenir, ne kadar erken tedbir ve yardım alınırsa, bu hem çocuk hem de diğer aile bireyleri için yararlı olacaktır.

    Okul Dönemi

    Bu dönemde, çocuğun özelliklerine en uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi çok önemlidir. Burada çocuğun eğitim ortamı seçilirken en önemli kriter çocuğun özellikleri olmalıdır. Bu nedenle çocuğu çok iyi tanımak gerekmektedir. Zihinsel öğrenme yetersizliği olduğu düşünülen veya tanısı konulmuş çocuğa sahip ailelerin eğitim ortamını seçerken başvurabileceği kurumlar “Okullar, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile hastanelerin Çocuk Ruh Sağlığı Bölümleri” gibi kurumlardır. Ailelerin yönlendirilmesinde rehberlik ve araştırma merkezleri başlıca kurumlardır. Çünkü çocuğun eğitsel yönden değerlendirilmesi Eğitsel Tanılama, İzleme ve Değerlendirme Ekibi tarafından yapılmaktadır. Bu ekip rehberlik ve araştırma merkezi bünyesinde oluşturulur. Bu ekip, özel eğitim gerektiren bireyin eğitsel tanılamasından önce; eğer tıbbî tanılanması yapılmamışsa tıbbî değerlendirilmesinin yapılması için aileyi yönlendirir ve ilgili kurumlarla iş birliği yapar. Ekip aile görüşmesi, tıbbî tanılama sonucu, testler ve gözlemler yoluyla bireyi eğitsel tanılama sürecinden geçirir. Bireyin gereksinimlerini belirler, destek eğitim plânını hazırlar, yöneltme raporu hazırlar ve özel eğitim hizmetleri kuruluna gönderir. Bu kurul da eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda bireyi uygun eğitim ortamına yerleştirir. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar biyolojik, sosyal, psikolojik ve akademik açıdan değerlendirilerek uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi yapılır. Buna paralel olarak öğrenci kaynaştırma programına, özel eğitim sınıflarına veya özel eğitim okulllarına (eğitim-uygulama okulu, iş eğitim merkezi ve meslekî eğitim merkezi) yönlendirilebilir.

    Kaynaştırma; özel eğitim gerektiren bireyin, yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim-öğretimlerini resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan, destek eğitim hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarıdır. Hafif ve orta düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar kaynaştırma eğitimi programından yararlanabilir.

    Orta düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklardan durumları ayrı bir sınıfta eğitilmeyi gerektiren öğrenciler okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında özel eğitim sınıfı eğitiminden yararlanabilir.

    Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan ilköğretim çağı çocukları için, kaynaştırma uygulamaları esas olmakla birlikte, gündüzlü ilköğretim kurumları MEB tarafından açılır. Öğrencilerin bireysel yeterliliklerine dayalı gelişim özellikleri dikkate alınarak ilgileri, istekleri, yetenekleri ve yeterlilikleri ölçüsünde eğitim imkânlarından yararlanırlar.

    İlköğretimlerini tamamlayanlara ilköğretim okulu diploması verilir. Bu öğrenciler bireysel gelişim özellikleri ve yeterliliklerine uygun orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarına yöneltilirler.

    İlköğretimlerini tamamlayan, 20 yaşından gün almamış, orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olanlar veya ilköğretimlerini tamamlayıp genel ve meslekî orta öğretim programlarına devam edemeyecek özel eğitim gerektiren bireylerin, temel yaşam becerilerini geliştirmek, öğrenme gereksinimlerini karşılamak, topluma uyumlarını sağlamak, işe ve mesleğe hazırlamak amacıyla; farklı konu ve sürelerde meslek kurslarının düzenlendiği gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bunlar meslekî eğitim merkezleridir.

    Genel eğitim programlarından yararlanamayan, okul öncesi ve zorunlu ilköğretim çağındaki, ağır düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar için gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bu okullarda, öğrencilerin, öz bakım ve temel yaşam becerileri ile işlevsel akademik becerilerini geliştirmek ve topluma uyumlarını sağlamak amacıyla gelişimsel eğitim programları uygulanır. Bu okullar eğitim ve uygulama okullarıdır.

    Eğitim uygulama okullarını bitiren veya zorunlu eğitim çağı dışında kalan zihinsel öğrenme yetersizliği olanlar ve/veya genel eğitim programlarından yararlanamayan özel eğitim gerektiren bireylerin; temel yaşam becerilerini geliştirmek, öğrenme gereksinimlerini karşılamak, topluma uyumlarını sağlamak, onları işe hazırlamak amacıyla; farklı konu ve sürelerde meslek kurslarının düzenlendiği, gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bu okullar iş eğitim merkezleridir.

    Özel eğitim ve kaynaştırma uygulamaları yapılan okul ve kurumlarda özel eğitim gerektiren birey için BEP (BireyselEğitimProgramı) geliştirme birimi tarafından bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanır. Geliştirilen ve ailesi tarafından onaylanan BEP; bireyin, ailenin, öğretmenin gereksinimleri doğrultusunda hazırlanan ve hedeflenen amaçlarda verilecek destek eğitim hizmetlerini içeren özel eğitim programıdır. Bu program bireyin tüm gelişim alanlarında, gözlem, gelişim ve değerlendirme ölçekleri kullanılarak ve hedeflenen amaçların gerçekleşme düzeyi doğrultusunda değerlendirilir.

    Ergenlik ve Yetişkinlik Dönemi

    Bu dönemde, zihinsel becerileri ne düzeyde olursa olsun ona bir yetişkin gibi davranmak, onunla bir yetişkin olarak ilişki kurmaya çalışmak toplum içindeki yerini almasını kolaylaştıracaktır. Bu dönemde kazanması gereken farklı beceriler vardır. Özellikle iş becerileri, para kullanma, boş zamanlarını değerlendirme gibi sosyal beceriler, temel okuma-yazma, matematik becrilerine yönelik alacağı eğitim, okul döneminde kazanamadığı becerileri kazanmasına yardımcı olacaktır. Unutmamalıdır ki çocuk çeşitli sosyal ve bağımsız yaşam becerilerini kazanmadıkça, zihinsel becerileri ne düzeyde olursa olsun, çocuğun toplum içinde bağımsız yaşaması mümkün olmayacaktır.

    Çocuk hafif dereceli zihinsel özürlü ise birçok beceriye sahiptir, gözetim/yardım ile birçok işin gerektirdiği işlevleri yerine getirebilir. Onun için hangi işin uygun olduğunu, varolan iş becerilerini anlayabilmek için eğitim aldığı kurumlardaki öğretmenler ve uzmanlarla konuşabilirsiniz.

     
    Ağır dereceli zihinsel özürlü çocuklarda ise öncelikli hedef, onun çevresine kendi sınırları içerisinde en az bağımlı yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle, giyinme-soyunma, yemek yeme, tuvaletini yapma, yardımla da olsa basit ev işlerini yapma gibi günlük yaşam becerilerini kazanmasına yardımcı olunmalıdır.

    Oktay TOPALOĞLU-Hacer KARABULUT-Sülbiye CEBECİ
    Çankaya Rehberlik Araştırma Merkezi/ANKARA

    KAYNAK

    1- T.C. Başbakanlık Araştırma Kurumu, Zihinsel Özürlü Bir Çocuğum Var, Bizim Büro Basımevi, Ankara, 1995.

    2- T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Özel Eğitm Hizmetleri Yönetmeliği,  Millî Eğitim Basım Evi, Ankara, 2000.
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Psikoakademi Psikolojik Danışmanlık ve Refleksoloji Merkezi 2004 Eylül ayında Psikolog ve Refleksoloji Uzmanı Esat Bin Zürare Başaran ve Halil Tabur tarafından İzmir Alsancak semtinde kuruldu. Danışmanlığını Prof. Dr. Şenol DANE' nin yaptığı merkez, psikolojik danışmanlık hizmetlerine yeni bir ruh ve yeni bir imaj getirecek yenilikçi bir anlayışla hizmete başladı.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • PSİKO AKADEMİ
  • REFLEKSOLOJİ
  • FACEBOOK
  • VİDEO
  • Refleksoloji nedir
  • Refleksoloji Videoları
  • Refleksoloji Mucizesi

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • Subscribe to refleksoloji1

    Powered by uk.groups.yahoo.com

    Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa