REFLEKSOLOJİ NEDİR ?
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*AFAZİ:

Afazi, beyinde meydana gelen hasar sonucu, dil ve konuşmanın bozulması ve anlaşılamamasıdır. Afazi, santral sinir sisteminde kazanılmış hasar, beyin krizi, beyin travması, intracranial tümörler, bakteriyel enfeksiyonlar, viral enfeksiyonlar, beyin apseleri, veya serebral zehirlenmeler sonucu ortaya çıkabilir.
İnsan beyninde dil işlevleri için özel alanlar mevcuttur.Bu alanlar; sağ elini kullanan kişilerin hemen tamamında sol beyin yarısında, sol elini kullananlarda ise en az %75 oranında yine soldadır. Konuşma merkezi sol beynin ön (frontal) lobunda,anlama merkezi yan (temporal) lobunda bulunur. Yazma ve okumayla ilgili merkez ise yan-üst (parietal) lobdadır. Bu merkezler arasında çok yönlü ve zengin bağlantılar vardır. Bu bağlantılar sayesinde dil işlevleri birbirleriyle bağıntılı olarak kullanılabilirler.
Çeşitli beyin hastalıklarının seyri sırasında bu merkezler ve bağlantıları etkilenebilir. Bunun sonucu olarak çeşitli örnekte dil bozuklukları ortaya çıkar ki, bunlara genel olarak afazi de denmektedir.
Çok farklı şekillerde ve derecelerde afazi tipleri bulunmaktadır. Genel olarak afaziler 3 gruba ayrılır:
*Konuşmanın akıcı olduğu, anlamanın zayıf olduğu duyusal afaziler, *Konuşma akıcılığının zayıf, anlamanın tam olduğu motor afaziler, *Konuşma ve anlamanın tamamen bozulduğu total afaziler.
AFAZİ TİPLERİ:
Klinikte en sık görülen afaziler Broca afazisi, Wernicke afazisi ve bunların ikisine ait belirtileri birlikte gösteren total veya global afazidir.
Broca afazisi : Motor afazi veya ekspresiv afazi de denir. Lezyon Broca alanı ve çevresindeki kortikal ve subkortikal yapıları içeren anterior Rolandik yerleşimli bir lezyondur.
Broca afazisine tutuk (non-fluent) afazi adı da verilir. Ağır şekillerinde hasta hiç konuşamaz. Daha hafif şekillerinde birkaç kelime veya grameri eksik olan kısa cümle parçacıkları söyleyebilir. Buna telgraf şeklinde konuşma denir. Bir kısmında dua ve şarkı gibi konuşmanın otomatik yönüyle ilgili beceriler bir ölçüde korunmuş olabilir.
Hasta söyleneni ve yazılanı anlar. Fakat yazı yazması bozulmuştur.
Hasta düşündüğünü söyleyememekten ötürü sıkıntı içindedir. Konuşmaya çalışırken yaptığı yanlışların da farkındadır.
Lezyon motor kortekse yakın olduğundan Broca afazisi çok sık olarak sağ hemiparezi ile birliktedir.
Wernicke afazi : Eskiden sensorel afazi veya reseptiv afazi adı da verilen bu konuşma tipinde lezyon Wernicke alanı civarındadır, yani böyle bir hastada beynin arka bölümünde bir lezyon düşünmelidir.
Bu tip afazinin önde gelen özelliği hastanın söyleneni anlamamasıdır. Bazı kısa emirleri anlayıp yerine getirse bile daha karmaşık, birkaç kademeli emirleri anlamaz. Hasta kendisinden yeni bir şey istendiği zaman yine ilk söylenen şeyi yapar. Bu ilk emre takılma haline perseverasyon denir.
Wernicke afazisi, Broca afazisinin tersine, akıcı (fluent) bir afazidir. Hasta bol ve akıcı bir şekilde konuşur. Fakat başkalarının söylediğini anlamadığı gibi kendi söylediğini de anlamaz. Konuşması anlamsızdır. Bir kelimenin yerine yanlış bir kelime kullanır (verbal parafazi) veya o dilde bulunmayan anlamsız kelimeler icat eder (jargon, neolojizm). Bu konuşma şekli şizofrenlerin konuşmalarını hatırlattığından kişi akıl hastası sanılabilir.
Hasta yazılı metni okuyup anlayamaz. Yazı yazabilir, fakat yazısı konuşması gibi anlamsızdır.Söyleneni tekrarlama ve objeleri adlandırma bozuktur.
Hastalar konuşurken yaptıkları yanlışların farkına varmazlar.
Global afazi: Total afazi adı da verilmektedir. Hastanın anlaması, konuşması, yazması, okuması, söyleneni tekrarlaması ve objeleri adlandırması hep birlikte ve değişik derecelerde bozulmuştur.
Total afazi genellikle a.carotis interna veya a. cerebri media tıkanmaları gibi dominan hemisferde büyük bir alanı içine alan lezyonlarda görülür. Tabloya hemipleji ve hemiparezi de eşlik eder.
İletim afazisi : Kondüksiyon afazisi de denir.Konuşmanın anlama yönü ile ilgili bölgeyi Broca alanı ile birleştiren fasciculus arcuatus adı verilen lif demeti ve anguler girusu içine alan lezyon sonucu ortaya çıkar.
Bu afazi tipinin en önde gelen özelliği söyleneni tekrar etmenin çok bozuk olmasıdır. Buna Wernicke afazisinin bazı unsurları değişik derecelerde eşlik edebilir.Hasta literal parafazik yaklaşımlarla konuştuğu için konuşma tutuktur; ilk bakışta Broca Afazisi ile karıştırılabilir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*KEKEMELİK:

KEKEMELİK 7 YAŞINDAN ÖNCE, çoğunlukla 3-5 yaşları arasında ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Kekemeliğe altını ıslatma, tırnak yeme, kardeş kıskançlığı, uyku ve yeme bozukluğu, parmak emme gibi davranış bozukluklarından biri veya birkaçı da eşlik ediyorsa gırtlak, ses telleri, ağız ve dil gibi konuşma organlarındaki fiziksel bir bozukluktan kaynaklanmadığı anlaşılır. Bu organlarda konuşmaya engel bir bozukluk olması durumunda çocuk zaten baştan itibaren konuşma güçlüğü çekecektir. Üç yaşından önce görülen kekelemeler konuşma bozukluğu olarak değerlendirilmez. İki-üç yaşları arasında düşünce, konuşmadan daha hızlıdır. Çocuk düşünme hızında konuşmak isterken kelime bulmakta zorlanır ve kekeler. Anne babalar bu durumu normal karşılamalı, çocuğu düzgün konuşmaya zorlamamalıdır.
Gerçek kekemelik, çocuk belli bir yaşa kadar düzgün konuşurken yavaş yavaş ya da birden bire ortaya çıkan kekemeliktir. Önceleri belli hecelerde daha sonra kelimelerde takılmaya başlar. İlk heceleri çıkarmakta zorlanır, sıkılır, kızarır, el-kol, kaş-göz veya baş hareketleri yapar. Kekemelik çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir. Bazı çocuklar belli kelimelerde, bazıları da ilk kelimede takılır. Kekemelik genellikle:
• Sessiz harfle başlayan uzun kelimelerde,
• Kelimenin ya da hecenin başındaki “h” harfinde,
• Sessiz harften, sesli harfe geçişlerde görülmektedir.
Kekemeliğin artış gösterdiği bazı özel durumlar da vardır:
• Çocuk aşırı baskı, heyecan ve sıkıntı altında iken,
• Telefonda konuşurken,
• Yabancı veya önemli bir kişi ile konuşurken,
• Kalabalığın karşısında konuşurken,
• Uykusuz veya yorgun iken sık kekeler.
Bazı çocuklar odasında tek başına şarkı söylerken, telefonda arkadaşıyla konuşurken veya kitap okurken kekelemezler.
Kekemelikte Anne Baba Tutumunun Etkisi
Kekemelik vakaları incelendiğinde, bu çocukların genellikle baskıcı, katı kuralcı, aşırı titiz ve mükemmeliyetçi bir aileden geldikleri görülmektedir. Bu anne babaların, çocuklardan beklentileri çok yüksektir. Çocukları devamlı denetim ve takip altında tutarlar. En küçük bir yanlışında ikaz eder, düzeltmesini isterler. Kibar ve düzgün konuşmasına aşırı önem verirler. “Efendim”siz “lütfen”siz konuşturmazlar. Çocuk kaba bir kelime söylediğinde özür dilemek zorunda kalır. Yanlışlarından dolayı sık eleştiri ve uyarı alır. Başka çocuklarla kıyaslanır.
Kendisinden yaşının üstünde bir tertip düzen ve düzgün konuşma beklenen çocuk nerede, ne zaman, neyi, nasıl söyleyeceğini iyice düşünmek ve tartmak zorunda kalır. Yanlış bir şey söylemekten korkar. Bu korku duraksamasına ve iç çatışması yaşamasına yol açar. Kekemelik, bu iç çatışmanın dile yansımasından başka bir şey değildir. Çocuk kekelemeye başladığı zaman işi daha da zorlaşır. Alay konusu olur. Her an kekeleyeceği korkusu ile konuşmaktan çekinir. Kendine olan güvenini kaybeder, sosyal gelişimi aksar. Aile tutumunu değiştirmediği sürece çocuğun bu kısır döngüden kurtulması çok zordur.
Üzerine gidilmediği ve aşırı önemsenmediği zaman 3-4 yaşlarında ortaya çıkan kekemeliklerin çoğu kendiliğinden geçer. Aşırı titiz anne babalar, erken davranıp psikolojik yardım aldığı ve tutumunu değiştirdiği zaman kekemelik kısa zamanda düzelir. Hangi kekemeliğin ne kadar sürede geçeceğini önceden kestirmek zordur. Çocuğun, ailenin ve kekemeliğin hikâyesinin (ne zaman ortaya çıktığının) incelenmesi gerekir.
Kekemeliği Tetikleyen Olaylar
Kekemeliğin hikayesi incelendiğinde bazen karşımıza çocuğun hayatına âniden giren yangın, sel, deprem, tüp patlaması, trafik kazası, kanlı bir kavgaya şahit olması, köpek ısırması, ameliyat geçirmesi, aile üyelerinden birinin ölmesi, boşanma nedeniyle anne ve babadan ayrılması gibi travmaya yol açan bir korku çıkabilmektedir. Anne babanın çocuğun gözü önünde kavga etmesi, birbirlerini boşamakla veya öldürmekle tehdit etmesi de korkuya yol açabilir. Bu durumda profesyonel terapi ile çocuğu korkusu ile yüzleştirmek, korkuyu yenmesi için cesaretlendirmek gerekir. Bu arada korkuyu besleyen depresyonu azaltmak için yatıştırıcı ilaç verilebilir.
Çocuğun kişisel terapiye alınması kekemeliği yenmesine yetmez. Ailenin de terapiye alınması, çocuğa karşı nasıl davranmaları gerektiğinin anlatılması gerekir. Terapiden iyi sonuç alınması için çocukla yakın ilişkide olan kimselerin de bilgilendirilmesi ve yardımcı olmaları istenmelidir.
Aile terapisinde, anne babalardan aşağıdaki durumlara dikkat etmeleri istenir:
• Aşırı baskıcı, kuralcı ve mükemmeliyetçi tutumlardan vazgeçilmelidir.
• Çocuk kardeşleriyle ve başkalarıyla kıyaslanmamalıdır.
• Özgüvenini güçlendirmek için olumlu davranışları övülmeli, küçük sorumluluklar vererek başarısı onaylanmalıdır.
• Başkalarının yanında azarlanmamalı, küçük düşürülmemelidir.
• Heyecanlandığı durumlarda dikkatini başka tarafa çekerek sakinleşmesi sağlanmalıdır.
• Başkalarının yanında kekemeliğinden söz edilmemelidir.
• Çocuğu dinlerken göz temasından kaçınmalı, sabırsız ve sinirli davranmamalıdır.
• Çocuk konuşurken konuşması düzeltilmemelidir.
• Kekelediği zaman alay edilmemeli, küçük düşürücü sözlerden kaçınmalıdır.
• Konuşması taklit edilmemeli, başkalarının da taklit etmesine izin vermemelidir.
Bazı anne babalar, psikoloğun bu tavsiyelerini yerine getirmeye çalışırken farkında olmadan bir başka aşırılığa düşerler. Çocuğu hiç üzmemeye, her isteğini yerine getirmeye, her yaramazlığına katlanmaya çalışırlar. Üzerinden her türlü disiplinin kalktığını gören çocuk kısa zamanda bu durumdan faydalanmayı öğrenir. Kaprisleri, istekleri ve yaramazlıklarıyla anne babayı bunaltır.
Terapiden amaç, adaletli ve mantıklı bir disiplinden vazgeçmeden çocuk üzerinde kekemeliğe yol açan aşırı baskıları ve korkuları gidermek, sevildiğini hissettirmek ve kendine güvenmesini sağlamaktır.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*ARTİKÜLASYON BOZUKLUĞU:

TANIM:
Konuşma dilindeki sesler, nefesin ses bantlarını titreştirerek yada titreştirmeden gırtlaktan geçtikten sonra ağız ve burun boşluğunda şekillenmiş halidir.
Konuşma seslerini çıkarma işlemine söyleyiş (artikülasyon) denir. Dinleyici konuşma seslerini atlanmış, yer değiştirmiş, eklemeler ve çarpıtmalar yapılmış gibi algılıyorsa söyleyiş (artikülasyon) bozukluğundan bahsedilebilir.
NEDENLER:
Yapısal Nedenler:
· Ağız içi, dudak, dil gibi konuşma organlarının bozukluğu, (Dudakların yarıklığı veya dudağın olağan dışı gergin olması)
· Dil kaslarının normal işleyişten yoksun olması,
· Dil bağı denilen bağlantının dil ucuna yakın oluşması,
· Damağın çok yüksek veya düz olması, damak yarıklığı ve burunda et olması,
· Çene kas ve sinirlerinin bozukluğu,
· İşitme kaybı,
· Zihinsel gerilik,
Görevsel Nedenler:
· Konuşma organları tam ve sağlıklı olduğu halde, konuşmada üstlendiği görevi tam ve sağlıklı olarak yerine getiremediği durumlardır. Bu durumlar çoğunlukla öğrenme ve alışkanlıkla ilgilidir.
· Evde yabancı bir dil konuşulması veya konuşulan dilin yetersiz olması,
· Konuşmayı kazanma ve pekiştirme döneminde çocukla ilgilenecek bir yetişkinin olmaması,
· Çocuğa konuşmayı öğretmek için izlenilen yolun yanlış olması (baskıcı, eleştirici tutumlar gibi).
Psikolojik Nedenler:
· Çocuğun zihin düzeyinin konuşmayı zamanında ve doğru kazanabilmesini engellemesi,
· Çocuğun duygusal bir çatışma içinde olması,
· Ana baba arasında geçimsizlik, maddi sorunlar, göç gibi sorunlar,
· Çekingen ve utangaç kişilik,
· Konuşmanın kazanılması için gereken algıya sahip olmamanın yol açtığı ses belleği ve ses ayırım gücünde zayıflık,
· Konuşmasında sonradan gerileme oluşan çocuklarda yapısal ve görevsel bulgular normal olursa konuşma özrünün nedenini psikolojik nedenlerde aramak gerekir.
BELİRTİLER:
· Çocuk ana dilinin bağımsız veya bileşik sesleri doğru ve anlaşılır şekilde çıkaramıyorsa ve çıkardığı sesler aynı yaş grubundaki çocukların çıkarması gereken seslerden farklılık gösteriyorsa,
· Eğer artikülasyon bozukluğu çocuğun konuşmasını anlaşılmaz hale sokuyorsa ve konuşma etrafın dikkatini yoğun olarak çekiyorsa,
· Belirti olarak ta değerlendirilebilecek dört şekilde görülebilir:
Atlamalar: Atlama yanlışlarında sözcüklerin yalnız bir kısmı söylenir,
Örnek : hayvan -ayvan ,rehberlik -reberlik ,saat -sat ,araba -arba
Yerine Koyma:Sözcüğün başı ,ortası veya sonundaki bir sesin yerine başka bir ses kullanılır.
Örnek : Arı -ayı ,kitap-kipat , davul-dayul
Eklemeler:.sözcüklerdeki fazla sesleri içerir.
Örnek : Aşağı-aşşağı ,atmış-altmış ,eşek -eşşek, pencere -penicere ,saat- sahat ,
Çarpıtmalar:Sesler tam doğrru olmamakla birlikte gerçeğine yakındır. Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak çıkarılır.
Örnek : karagöz -kaxgöz ,ekmek -emme
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*GECİKMİŞ KONUŞMA:

Gecikmiş Konuşma Nedir ?
Çocuğun konuşması yaşından beklenenden çok geri ya da konuşma gelişimi açısından çok daha yavaşsa, o çocuğun konuşması gecikmiş konuşma olarak adlandırılır.
Gecikmiş Konuşmaya Ne Yol Açar ?
Çocuğun konuşmasının neden geciktiğini öğrenmek alınacak önlemler konusunda bir fikir verebilir.
Zihinsel yetersizlik temel becerilerin gelişimini geciktirebilir, hatta engelleyebilir. Yarık damak, tavşan dudak gibi konuşma organlarında oluşan bir problem doğrudan dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir. Fiziksel yetersizlik, işitme kaybı ve görme özrü gibi bazı duyusal kayıplar, erken dil ve bilişsel gelişim için önemli olan deneyimleri engelleyebilir, bu durumda da çocuk çevrenin ve duyuların zengin kaynağından ve sonuç olarak bilgiden yoksun kalabilir.
Uzun süreli hastalıklar ve çocuğun sık sık hastalanması da dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir.
Eğer çocuğun çevresinde ilgisini çeken, dil ve konuşma gelişimini destekleyen bir ortam yoksa, gelişimi daha yavaş olabilir. Bu konudaki uyarıcıların yetersizliği, uyarım eksikliği konuşmada gecikmeye yol açabilir. Çocuklar yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla birlikte oynamak isterler. Yetişkinler de çocukların bu özelliğini dikkate alarak onlarla oyun oynamaya, konuşmaya uygun ortamlar yaratmalıdırlar... Çocuğun ait olma, sevme ve sevilme, kabul edilme gibi gereksinimlerinin giderilmemiş olması duygusal yoksunluğa yol açabilir. İki dil konuşulan ev ortamı, baskıcı aile tutumları, düşük sosyoekonomik düzey gibi çevresel faktörler de dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir.
Bazen çocuğun geçmişinde veya çevresinde, konuşmasındaki gecikmeye etki edecek herhangi bir neden görülmeyebilir. Bazen de bir çok problem vardır. Fakat hiç biri dilde gecikme yaratacak kadar önemli ya da şiddetli değildir. Çocuk her nedense konuşmamaktadır. Bu konuşmalarında gecikme olmuş bir çok çocuk için geçerlidir.
Gecikmiş Konuşmanın Belirtileri Neler Olabilir ?
Gecikmiş konuşma hem derece, hem tür olarak çok değişiklik gösteren bir dil ve konuşma güçlüğüdür. Tanılamada siz anne babaların gözlemleri önemli bir yer tutmaktadır. Çocuğunuzu gözlemlerken, aşağıdaki belirtilerin onda olup olmadığına dikkat etmeniz yapılacak tanılamayı kolaylaştıracaktır.
Gecikmiş konuşması olan çocukların :
● Kısıtlı sözcük dağarcıkları vardır. Ya hiç konuşmazlar ya da zor anlaşılan birkaç sözcük kullanabilirler.
● Yutma, çiğneme, salya akıtma sorunları olabilir.
● Düşünce ve isteklerini anlatmada zorlanabilirler.
● Jest, mimik, işaret kullanmaya yönelebilirler.
● İletişim kurmaya karşı isteksiz davranabilirler.
● Çevrelerindeki seslere, konuşmalara ilgisiz davranabilir, dinlemez görünebilirler.
● Anlaşılmaz sesler çıkarabilirler.
● Çevreleriyle ve girdikleri yeni ortamlarda uyum güçlükleri gözlenebilir.
● Yalnız kalmayı tercih edebilirler.
● İsteklerini, düşüncelerini dile getirirken hoş olmayan (vurma, çarpma, ağlama, bağırma gibi) tepkilerde bulunabilirler.
● Dikkat süreleri kısa ve dağınık olabilir.
● Kavramları geç ve uzun zamanda öğrenebilirler.
● Bellekleri zayıf olabilir.
● Öğrendikleri bilgileri transfer ödemeyebilirler.
Burada dikkat etmemiz gereken, belirtilerin sıklığı ve devamlılığıdır. Ayrıca "Konuşma ve Duyma Kontrol Listesi"nde çocuğunuzun içinde bulunduğu ay ve yaşı göz önünde bulundurarak, dil ve konuşma gelişimini değerlendirebilirsiniz. Değerlendirmeniz sonucunda çocuğunuzun gecikmiş konuşması olduğundan şüphe ediyorsanız, yardım almak için zaman uygundur.
Kimden Yardım İstemelisiniz ?
Gecikmiş konuşma güçlüğü ne kadar erken fark edilirse, çocuğa yönelik tıbbî ve eğitsel önlemlerin alınması da o kadar erken olacaktır.
Çocuğunuzun durumuna ilişkin yaptığınız değerlendirmeler sonucunda bir doktora başvurabilirsiniz.
Doktor ilettiğiniz bilgileri ve tıbbî inceleme sonuçlarını değerlendirerek tanıyı koyacak ve gerekli tedavi şeklini belirleyerek sizi yönlendirecektir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|