REFLEKSOLOJİ NEDİR ?
Pazartesi, Mayıs 19, 2008
-
ERGENLİK VE ERGENLİK ÇAĞI PSİKOLOJİSİ

ERGENLİK VE ERGENLİK ÇAĞI PSİKOLOJİSİ
Ergenliğin Tanımı: Ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında kalan bir ara dönemdir. Ergenlik dönemi duygusal oluşumların, zihinsel değişimlerin, fiziksel olgunluğun bir bileşimidir. Bu dönemde olanlar heyecanlandırıcı ve canlandırıcı, aynı zamanda da ürkütücü ve karıştırıcıdır. Ergenlik belirli yaşlarla sınırlı olmayan bir dönemdir. Bunun yanı sıra ergenlik kelimesinin yerine gençlikte kullanılmaktadır. Ergenlik; buluğ çağına erme sebebi ile biyo-psikolojik bakımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan çocukluk ve gençlik arasında kalan 12-24 yaşları arasındaki gruptur.
Ergenliğin yaş sınırları oldukça geniş tutulmaya çalışılmıştır, bunun sebebi bireysel ayrılıklardır. Sağlık ve bedensel yönden koşullar iyileştikçe ergenlik yıllarının başlangıcı olarak kabul edilen erinlik daha küçük yaşlarda ortaya çıkmaktadır.. Ergenin somut yapısı ile ilgili olarak en önemli gelişmeler boy ve ağırlık artışı, iskelet ve kas gelişimi, iç salgı sistemindeki gelişme ve çeşitli organlarda görülen büyümelerdi. Ergenlik dönemi insan gelişimindeki en hızlı büyüme evresinden birini oluşturmaktadır.
Erkekte ses değişir ve kalınlaşır. Kızda göğüsler gelişir ve gövdede belirli bölgelerde yağlanmalar görülür. Ergenlik değişikleri kızlarda genellikle 1-2 yıl önce başlar ve biter. Ergen , biyolojik gelişim döneminde, hormon dengesinde bir takım değişikler yaşamakta ve buna bağlı olarak da farklı duygu ve davranışlar oluşmaktadır. Örneğin; karşı cinsten hoşlanma, çabuk sinirlenme, hırçınlık…
Bu dönemde dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Çabuk sevinir, çabuk öfkelenir, olur olmaz şeyleri sorun yapar, tepkileri önceden kestirilemez olur. Derslere ilgisi azalmış olur, çalışma düzeni bozulmuştur, istekleri artmıştır. Kendine tanınan hakları yersiz bulur. Evdeki kuralların ağırlığından ve sıklığından yakınır. Ana-babanın uyarılarına birden tepki gösterir, inatçıdır. Evde pek durmak istemez dağınıktır, savruktur, gürültülü müzikten, yalnız kalmaktan ve gizlilikten hoşlanır. Bunun yanı sıra akran gruplarına yönelim başlar. Çoğunlukla arkadaşlarıyla birlikte olmak ister. Ergen için bir gruba ait olmak önem taşır. Grubun norm ve değerlerine uyum sağlar. Kişiliğin geliştiği dönemler ”Ben kimim? Neyim? Ne yapmak istiyorum?” sorularına yanıt arar.
Ergenin benliği yalnızca yaşı ilerleyip boyunun uzaması nedeniyle olgunlaşmaz. Olgunluk,bazı belirli kişiler arası deneyimler ve eğitsel sonuçlar ya da başarılar sonucunda gelişmektedir. Büyümenin değişik evrelerinde başarması gereken belirgin görevler ergenlik dönemi içinde geçerlidir. O görevlerin başarılı bir şekilde tamamlanması bireyi daha ileri düzeyde bir büyümeye hazırlar.
Ergen bir erkeği ve kızı bekleyen temel gelişim görevleri şunlardır:
_ Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkilerde başarılı olmak.
_ Erkek ve kadın toplumsal rolünü başarmak.
_ Fiziksel görünüşünü kabul etmek ve bedenini etkili bir şekilde kullanmak.
_ Ana babadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığını kazanmak.
_ Ekonomik bağımsızlık güvencesini kazanmak.
_ Bir meslek seçmek ve ona hazırlanmak.
_ Evlilik ve aile yaşamı için hazırlanmak.
_ Yurttaşlık yeterliliği için gerekli zihinsel becerileri ve kavramları geliştirmek.
_ Toplumsal olarak sorumlu davranışı istemek ve yerine getirmek.
_ Davranışa rehber olarak bir değerler takımı ve bir etik (ahlak) sistemi oluşturmak.
Bir anlamda bu on gelişim görevi,başarılı bir yetişkin yaşamı için gerekli olan öğrenmelerin ve başarıların ön şartı olmaktadır.
Benlik, bir kişinin bilinçli bir şekilde kendi varoluşu olarak adlandırabildiklerinin toplamıdır. Deneyimlerden çıkartılan düzenlenmiş bir bilişsel yapı (farkındalığımız) olarak değerlendirilebilir. Bunlar kendimizi bir varlık olarak nasıl değerlendirdiğimize ilişkin fikirlerdir.
Benlik saygısı, bireyin benliği beğenme ve değerli bulma derecesidir. Her birimiz “ben böyle bir kişiyim” tarafından yapılandırılmış belirli bir benlik imgesine sahibizdir. Benlik duygusu,yalnızca ideal olarak olmak istediğiyle değil, aynı zamanda diğer insanlarla olan etkileşimde kendi benliğini nasıl gördüğüyle de ilgilidir. Bu karşılaştırma,ergenlik yıllarında daha fazla enerji ve yoğunluk taşıdığı gibi ben merkezlilik çerçevesinde kendini gösterir.
Gerçekte benlik ergenlik döneminden önce gelişmeye başlar. Benliğin gelişiminde ana baba tutumları, yaşıtlarıyla ilişkileri etkide bulunur. Ana babalar farkında olmadan, ergenin bazen daha genç çocuk gibi bir benliği oynadığı ve bazen de daha olgun yetişkin gibi bir benliği kazanma arzuları arasındaki çatışmanın kurbanları olmaktadır. Bir dönem için bu hem ana baba hem de ergen için karışıklık yaratmaktadır. Ergen, genç ve yaşlı benliği arasında gidip geldikçe,ana babalar hangi benliğe tepkide bulunacakları konusunda kararsız kalmaktadır. Bunu yalnızca zaman halledebilir ve bilge yetişkinler ergenliğin yalnızca bir büyüme dönemi olmadığını, aynı zamanda dışa açılma dönemi olduğunu da bilirler.
Fiziksel gelişim ve bireyin büyüme hızı, benlik duygusunda güçlü bir etkiye sahiptir.
Düşük benlik saygısı, güven eksikliği veya değersizlik duyguları bir genci, okul başarısızlığı, devamsızlık veya ilaç kullanımı gibi kendini yenilgiye uğratıcı davranışlara götürebilir. Ana babalar ve eğitimciler bütün bu zarar verici davranışlarla ilgilenirken, sıklıkla altında yatan duygusal konuları göz ardı ederler. Ergenlerdeki depresyon, düşük benlik saygısı ve çaresizlikle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Her nasılsa depresyondaki ergenin bazen bunu tanımlaması zor olabilir, çünkü o, saldırgan ve dikkat çekici davranışlar gösterebilir ya da içine kapanabilir. Depresyonun ana öğesi bir süreden beri var olan değersizlik duygusudur. Kendini olumsuz bir yöne sevk edebilir, görünüşüne çok az ya da hiç önem vermeyebilir ve okulda problemler yaşayabilir. Kızgınlık patlamaları olabilir. Öğrenci okula gitmeyi reddedebilir, çünkü yetersizlik hisseder. Bütün bunlar düşük benlik değerinin yoğun bir şekilde yaşanmasına bağlı olabilir.
Düşük benlik saygısı, ana-baba ve okulun çabalarıyla değiştirilebilmektedir. Öğrencilerin cesaretlerinin kırılması yerine, riskleri göze alabilecekleri ve başarısızlıklarından öğrenebilecekleri şeklinde güven duyulmasına ihtiyaçları vardır. Başarı ya da başarısızlık çoğunlukla zeka düzeyinin yüksekliğinden çok benlik saygısı ile bağlantılıdır. Ana-baba ve öğretmenler, dereceler ya da notlara değil çabaya odaklanabilir ve destekleyici olabilirler. Gerçekliği cesaretlendirebilir ve çocuğun kızgınlığını görmezden gelebilirler. Cesareti kırılmış ve yetersizlik yaşayan birinin çevresindeki önemli kişilerden destek almadan okulda üretici olması çok zordur.
Çocuğunuz ergenliğin stresini yaşarken, onun benlik saygısının oluşmasına yardım etmenin yollarını bilmek gereklidir.
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1- İyi,olumlu düşünceler,çalışmalar vb. için kredi verin. Belki bir ayrıcalık,bir ödül verilebilir ya da ödül sözcüğü söylenebilir.
2- Duygularına saygı gösterin ve onu yargılamaktan kaçının. Şikayetlerini,endişelerini veya ilgilerini dinleyin ve onları anlamaya çalışın.
3- Çocuğunuza sorumluluklar verin ve başaracağına ilişkin ona güvenin.
4- Birlikte zaman harcayın.
5- Ona ilginizi gösterin.
6- Ondan beklentinizde mantıklı olun.
7- Çocuğunuz,desteğinize gereksinim duyduğunda bunun için hazır olun.
8- Profesyonellere danışın ve çocuğunuz intihara yönelik ya da kendine zarar verici düşüncelerini açıklarsa yardım isteyin.
Gençlik yalnızca olumsuzlukların yaşandığı, toplandığı bir çağ değildir. Gençlik; tatlı hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların, ilk sevgilerin yaşandığı dönemdir. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini ortaya koyma çabalarının yaşandığı dönemdir.
ERİNLİK DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ
Erinlik diğer gelişim dönemlerinden farklı özellikleri olan bir evredir. Bu özellikler bir daha yaşam boyu görülmezler.
En önemlileri şunlardır:
- Erinlik çakışan bir dönemdir: Erinlik çocukluğun sonlarına doğru başlar ve ergenlik yılarında devam eder. Çocuk cinsel olgunluk yaşına gelmeden birkaç yıl önce bir takım fiziksel ve davranışsal değişikler geçirmekte, ancak ergen sayılmamaktadır. Bu nedenle erinlik bir yandan çocukluk diğer yandan ergenlikle çakışan bir dönemdir.
- Erinlik kısa bir dönemdir: 2 yıldan 4 yıla kadar uzayabilir. Erkeklerde 4, kızlarda 3 yıla kadar sürmektedir.
- Erinlik hızlı bir değişme dönemidir: Erinlik, gerek fiziksel gerekse psikolojik değişikliklerin çok hızlı olduğu bir dönemdir. Bu hızlı değişme karmaşa , yetersizlik ve güvensizlik duygularına ve bir çok çocukta istenmeyen davranışlara yol açar.
- Erinlik bir olumsuzluk evresidir: Olumsuzluk, bireyin karşıt bir tutum içine girmesini yada daha önce geliştirdiği bazı iyi niteliklerin olumsuzlaşmasını açıklar. Bu karşı tutum, özellikle erinliğin başlarında çok belirgin ve yoğundur.
- Erinlik yaşı değişiktir: Erinlik yaşı çok küçük yaşlardan başlayarak 18-19 yaşlarına kadar herhangi bir yaşta yer alabilir. Ancak erinlik yaşı ortalama olarak kızlarda 13, erkeklerde 14 yaş olarak saptanmıştır.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
BAŞARI YOLCULUĞU !
İnsanların başarıyı tanımlamakta genellikle zorlandıkları her zaman gözlenmektedir. Oysa başarının ne olduğunu bilmiyorsanız, ona nasıl ulaşılacaktır. Bu yüzden sizin için anlam taşıyacak bir başarı tanımı ortaya koyalım: BAŞARI BİR YOLCULUKTUR.
Bu kitapta sağlanmak istenilen şeyler şunlardır. Sizin kendi kişisel başarı resminizi çıkarmanıza yardımcı olmak, başarı yolculuğunda uyulması gereken kuralları öğretmek sorularınızın çoğunu yanıtlamak ve sizi kendinizi değiştirip gelişmenizi sürekli kılmak için ihtiyacınız olan şeylerle donatmak. Bu süreçte başarının herkese göre olduğunu onlayacaksınız.
Başarının elde edilmesinde yada bir hedefe ulaşmakta yanlış anlayışların bir kaçı şunlardır.
ZENGİNLİK : Başarı hakkındaki herhalde enyaygın yanlış anlama başarının parayla eş tutulmasıdır. Pek çok insan, para biriktirdikleri zaman başarılı olacaklarına inanır. Oysa zenginlik, kendiliğinden mutluluk yada başarı getirmez.
ÖZEL BİR DUYGU : Başka bir yaygın yanlış anlama, insanların kendilerini başarılı yada mutlu hissettikleri zaman başarıya ulaştıklarıdır. Ancak kendini başarılı hissetmeye çalışmak herhalde varlıklı olmaya çalışmaktan daha da zordur.
ÖZEL VE DEĞERLİ MALLAR : Bir şeyi çok fazla istediğiniz ve ona sahip olsaydınız yaşamınızın ciddi ölçüde değişeceğine inandığımız bir durum olmuştur. Oysa başarı bu şekilde ölçülmez ve ulaşılmaz, eşyalar olsa olsa geçici bir zevk verir.
GÜÇ : Güç bir karakter testidir. Abraham Lincoln dediği gibi “Herkes zor duruma düşebilir, ama bir insanın karakterini denemek isterseniz gücü onun eline verin.” Güç, kişisel bütünlüğü olan bir insanın ellerinde muazzam yarar sağlarken; bir başkasının elinde korkunç yıkımlara neden olur.
BAŞARI : Başarı birbiri peşi sıra yerine getirilmeye çalışılacak bir hedefler listesi değildir, gidilecek bir yere ulaşmak da değildir. Başarı bir yolculuktur.
Başarının elde edilmesinde yada hedefe ulaşmakta yapılması gereken şeylerden bazıları şunlardır. Amacını bilmek, Potansiyelinize ulaşmak, Başkalarına yararlı olmak isteğidir.
AMACINI BİLMEK Başarı bir yolculuktur Belirli bir yere vardığınız yada belirli bir hedefe ulaştığınız zaman birdenbire başarılı olmuş olmazsınız. Ama bu, varacak bir hedef saptamadan yolculuk yapmanız gerektiği anlamına da gelmez. Hangi yöne gitmekte olduğunuzu bilmezseniz amacınızı yerine getiremez ve potansiyelinize ulaşamazsınız. Gideceğiniz yeri saptayıp ona doğru yelken açmanız gerekir. Başka bir değişle, hayalinizi keşfetmeniz gerekir. Hayali olan bir insan, yükselmek için nelerden vazgeçmek istediğini bilir. Hayalimiz bize yön kazandırır, potansiyelinizi arttırır, önceliklerinizi belirlememize yardım eder ve çalışmalarımıza değer katar. Geleceğimizi yönlendirmek tutumumuzla yakında ilgilidir. Tutum, başarılı bir insana damgasını vuran ilk özelliktir. Olumlu tutumu olan, olumlu düşünen ve iddialı olmayla zorlukları seven bir insan, başarının yarısını elde etmiş demektir.
Başarı yolculuğunda gezinin ilk bölümü, son bölümü kadar önemlidir. Buradaki temel yön, gideceğin yere doğru sürekli hareket halinde olmaktır. Nitekim hedefleri belirlemek de bunun sürekliliğini sağlamanın en iyi yoludur. Hedefler amaç duygunuzu harekete geçirir ve size gidin der.
AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK. Gelişmessek gerçekten yaşayamayız. Gelişmek, bilinen amaç sınırlayıcı kalıplardan güvenli ama ödül getirmeyen çalışmalardan, artık inanılmayan değerlerden, anlamını kaybetmiş ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelir. Bir şeyleri yaparken başarısızlığa uğramaktan korkmamalı. Tekrar tekrar başarısızlık yaşadığınız halde bu durumdan ders çıkarmaktan vazgeçmiyorsanız, hatalarınızın sizi yeniden yönlendirmesine olanak tanıyın. Belki gerçekten size göre olmayan bir yerde çalışıyorsunuz Bu sizin kötü yada yanlış birisi olduğunuz anlamına gelmez. Sadece yeni bir ayarlama yapmanız gerektiğini gösterir. Bir kapı yüzünüze tekrar tekrar kapanmışsa, açılıp açılmayacağını düşünerek orada çakılıp kalmayın. Başka bir açık kapı aramak için etrafınıza bakın. Başarı yolculuğunda size karakterinizden daha iyi hizmet edecek olan başka hiçbir özellik yoktur. Robart Cock derki; “Karakterin yerin; hiçbir şey tutamaz. Beyin satın alabilirsiniz, ama karakter alamazsınız.” Karakter yalnızca ilerlemenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yol boyunca doğru kararlar almanızı da sağlar.
BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK. Bu bölümde kişilerin başarı yolculuğundaki önemli etkenlerden birininde aile olduğu anlatılmaktadır. İnsanların değerler konusunda doğru yoldan sapmalarının nedenlerinden birisi, ailelerinin onlara eskisi kadar özen göstermemesidir. Ortak değerler bir aileyi güçlendirir ve gelişme çağlarında çocuklar açısından özellikle yararlıdır. Ailenizle ortak değerleri paylaşma doğrultusunda çalışmaya başlamanın en iyi yolu, aşmak istediğiniz değerleri belirlemektir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
ETKİLİ ZAMAN YÖNETİMİ !!
1-Düşününüz: Zamanı bir baksa şeyle veya başka bir zamanla değiştirme şansımız olmadığına göre onu en iyi şekilde kullanmak zorunda olduğumuzu düşünmeliyiz.
2-Bütünleştirici olunuz: Zamanı etkili kullanma bir beceri işidir.Bu nedenle daha başlangıçta iyi düşünülürse bir şeyin yapımı için ayrılan zaman azalır.O halde düşüncelerin olgunlaşmasına zaman ayırmaktan kaçınmalıyız.
3-Seçici olunuz: İstediğiniz şeyi istediğiniz zaman yapamazsınız.Kendinizin olduğu kadar başkalarının da biyolojik ritim gücüne ve etkinliğine saygı duyup bunları tanımaya çalışınız.Zor işleri ve çok önemli işleri ancak formda olduğunuz zamana bırakınız.
4-Kararlı olunuz: Her şeyi anında yapmaktan kaçınınız.yapacağınız işleri acil,önemli,öncelikli ve ertelenecek şekilde sıralandırınız ve önem sırasına koyunuz.
5-Ayrım yapınız: Sonu belli olmayan gereksiz ayrıntılara girmeyiniz.Daha çok önemli olan konu üzerinde durunuz.
6-Konsantre olunuz: Yarıda kesilen çalışma sürekli bir konu üzerinde yapılan çalışmalara göre daha az etkili ve daha çok zaman alıcı olur.Bu nedenle bir iş üzerinde en azından bir saat hiç kesintisiz çalışmaya kendinizi alıştırınız.
7-Düzenli olunuz: Aynı nitelikte olan işleri guruplandırınız,telefon görüşmelerini kısa kesiniz ve başkalarını kırmaksızın hayır deyiniz.
Zaman kaybettiricilerden biri de hayır diyememektir. Başkalarını kırmamak için hayır diyemeyenler daha başlangıçta kaybeder. Aslında hayır demenin çeşitli yolları vardır. Bunlar arasında göz konusu isteğin karşılanamayacağını anında bildirmek, acil işler nedeniyle o konuya zaman ayıramayacağmı bildirmek, konu hakkında gerçek bilgiye sahip değilseniz bunu karşı tarafa açıkça belirtmek Bu konuda önümüzdeki zaman içinde yardım edebileceğinizi belirtmek gibi yollar denenebilir.
8. Değerlendirici olunuz. Bir işin yapımı için ayrılan zamanın tamamım sadece c iş için kullanınız. Her işe verilecek gerçek kaliteyi değerlendiriniz ve sinirli süreleri en etkin şekilde kullanınız.
9. Kendinizi de düşününüz. Başkalarından randevu alırken gösterdiğiniz titizliği kendiniz içinde gösteriniz. Yalnız kalacağınız saatleri iyi seçiniz ve öncelikleri saptamak üzere tam bir konsantrasyona giriniz.
10. Esnek olunuz. Zamanı iyi kullanma sadece isleriniz için geçerli değildir. Aynı zamanda kendiniz ve diğer kişiler için de zaman ayırmalısınız.  |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
ERGENLERLE PSİKOLOJİK DANIŞMA !!

ERGENLER:
Yaklaşık 12 yaşından itibaren çocuklar ergenlik dönemine girerler. Çocukluğunda anne-babasına daha yakın olan, duygu ve düşüncelerini paylaşan çocuk, kendi içine dönerek anne-babasından uzaklaşmaya başlar. Kendisiyle ilgilenmeye başlayan ergen, dış görünüşüne daha fazla önem vermeye başlar. Kişiliğini oluşturmak adına çeşitli roller dener. Kendisini zaman zaman aşağılar, zaman zaman da yüceltmeye çalışır.
Bu dönemde anne-babalar çocuklarının çok değiştiğini, onları anlamakta zorlandıklarını söylerler. Çocuk da anne-babasının kendini anlamadığını, her şeyine çok karıştıklarını söyler. Çatışmalar içinde birbirlerini anlamakta zorlanırlar.
Ergenin Genel Özellikleri:
- Akranlarına, onlarla olmaya çok önem verir. Bu nedenle içinde bulunduğu arkadaş grubunun kurallarına uyar, isteklerine boyun eğer. Yetişkinleri ise hor görür, kurallarına uymayı reddeder. - Çevredeki insanların ilgisini üzerine çekmeye çalışır, giyimini ve davranışlarını kendi belirlemek ister. - Ailenin geçimini merak eder, evin gelir-giderlerini bilmek ister. - Aile yaşamında kendi fikirlerinin de alınması hoşuna gider. - Ailesi içinde korunmak ister, kendisini anlayan bir büyüğün varlığını hissetmek ister. - Huysuz ve hayalcidir. İlgisi çabuk değişir, ilgilendiği alanlarla ilgili etkinliklere katılması için ailenin desteğini bekler. - Duyguları yoğun yaşar ve sık sık değişir. - Bu dönemde ahlak duyguları gelişir, toplumsal kuralları öğrenmeye başlar. Ancak baskı gördüğünde reddeder, isyancıdır.
ERGENLE İLETİŞİMDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR
- Ergenle konuşmak için onu zorlamayın. Kendisi konuşma isteğiyle gelirse onu dinleyin. Sizin istediğiniz zamanda konuşmak istemiyorsa, onun konuşmak isteyeceği herhangi bir zamanda dinlemeye hazır olacağınızı söyleyin. Verdiğiniz sözü tutun ve konuşmak istediğinde geri çevirmeyin.
- Onunla konuşurken dinleme davranışınız çok önemlidir. Elinizde bir iş varsa onu bırakın ve sakin bir ortam yaratın.
İyi bir dinleyici olabilmenin yolları: Edilgin dinleme: Sessizce onun konuşmasını bekleyin. Bu, onu duymak istediğiniz, duygularını anladığınız, sorununa değer verdiğiniz anlamına gelir. Kabul tepkileri: Dikkatinizi ona verdiğinizi gösteren tepkiler kullanın. "Hı hı, evet..." gibi sözlü tepkiler ya da baş sallama, ona doğru eğilme gibi sözsüz tepkiler verebilirsiniz. Konuşmaya açık davet: Onu konuşmak için yüreklendirin. "O konuda konuşmak ister misin? Bu olay karşısında ne hissettin? Bana örnek verir misin? Sen ne düşünüyorsun?" gibi cümlelerle onu yüreklendirebilirsiniz. Etkin dinleme: Onu dinlediğinizi hissettirin. Anlattıklarını basitçe tekrar edin. Anlattıklarını özetleyin. Onun neler hissetmiş olabileceğini tahmin edip, ona söyleyin.
- Ergenle konuşurken dürüst olun. Kendi fikirlerinizi de kesin doğru olarak değil kendi düşünceniz olarak belirtin. Bu ona, herkesin düşüncelerine saygı gösterildiğini belirtir.
- Niçin ya da neden gibi sorular değil, "Bu konuda ne hissediyorsun?" "Senin düşüncen ne?" "Nasıl davranmalıydın?" gibi sorular sorun.
- Öğütler vermeyin. "...yapmalısın." gibi cümleler yerine "...yaptığında inciniyorum." "... yaparsan mutlu olurum." gibi ben dili cümleleri kurun.
- Söylediği sözler kadar beden diline de dikkat edin. "Çok mutlu oldum" derken gergin bir yüz ifadesi varsa, yaşadığı olayla ilgili çelişkiler yaşamaktadır.
- Sizinle paylaştığını onun izni olmadan eşinizle ve diğer kişilerle paylaşmayın.
- Onun her şeyini bilmek için zorlamayın. Onun da kendine özel şeyleri olabileceğini unutmayın |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
ÖSS--OKS BAŞARIYA GİDEN YOL !!!!

1.Okunacak materyali her zaman zamanında okuyun ki sınav öncesi çalışma ve hazırlık sadece bildiğiniz materyalin tekrarından ibaret olsun. Son dakikada yapılan yoğun yepyeni materyalin çalışılması hatalı kavrama ve konuyu yanlış ve eksik kavramaya yol açar. Bu şekilde çalışılan materyali iyi hatırlayamazsınız ve sınavlarda düşük nota neden olur.
2.Yıl sonu ödevlerini ve projelerini zamanında bitirin ki sınav öncesinde sınavlara yoğunlaşacak zamanınız olsun.
3.Öğretmeninize sınavda hangi materyalin kapsanacağını sorabilirsiniz; hangi konular, laboratuvar deneyleri, ders notları, ödevler ya da okunacak materyal gibi. Aklınızı karıştıran soruular varsa bunları mutlaka sınavdan önce çözmeye çalışın. Derslerden önce ve sonra öğretmeninizden yardım alabilir ya da arkadaşlarınızdan yararlanabilirsiniz. Anlamadığınz birşeyi sınavda yanıtlamanız imkansızdır.
4.Sınava hazırlanmak için harcayacağınız süreyi planlayın. Çalışırken saatte bir 5-10 dakikalık aralar verin.
5.Önceden verilen okuma ödevlerini her seferinde baştan sona okumamak için önemli yerleri işaretleyin ve kendiniz notlar ekleyin.
6.Haftada bir tekrarlanması gerekenleri tekrarlayın. Dersin açıklamalı notları, okunacak materyal, örnekler, problem çözümleri gibi.
7.Geri dönen ödevleri, quizleri ve sınavları saklayın, inceleyin ve düzeltin. Yanlış yapmış olduğunuz soruların doğru cevaplarını şimdi bildiğinizden ve anladığınızdan emin olun. Doğru cevaplar için açıklamaya ihtiyacınız varsa öğretmeninizden yardım alabilirsiniz.
8.Öğretmeninizin sınav hazırlama ya da sınavda soru sorma yöntemine dikkat edin.
9.Önceden sanki sınavı siz hazırlıyormuş gibi olası soruları hazırlayın. Ve sınavı cevaplayın.
10.Çoktan seçmeli sorulara farklı, açık uçlu sorulara farklı şekilde hazırlanın. Çoktan seçmeli sorularda size verilen seçenekler arasından doğru cevabı seçeceksiniz. Açık uçlu sorularda ise kendinizin bildiklerinizden yeni bilgileri kendi ifade tarzınızla yeniden üretmeniz gerekecektir.
11.Çalışacağınız materyali yeniden işlemek ve güçlendirmek için yeniden düzenleyin. Örneğin tarih dersi notlarınız kronolojik olarak düzenlenmiş ise bu sefer sebep/ sonuç, problem ve çözümü ya da biyografik olarak yeniden düzenleyin. Ya da matematik dersi notlarınızı kavramlara göre ya da verilen örneklerin türüne göre yeniden düzenleyebilirsiniz. Bu şekilde notlarınızı yeniden yazmanız gerekir ve bu da daha iyi hatırda kalmalarına ve öğrenmeyi arttırmaya yarar.
12.Konuyu daha iyi anlamak için daha derinlemesine algılamaya ve işlemeye çalışın ve bakış açınızı değiştirin. Bu şekilde bilgiler daha iyi yerleşecek ve ilişkilendirilebilecektir. Özellikle size hatırlama düzeyinde sunulmuş bilgileri uygulamaya çalışın. Örneğin Jung ya da Freud un psikanalitik teorilerini çalışıyorsanız bir miti ya da masalı bu teorilere göre çözümleyin.
13.Arkadaş çalışma grubunuzda (2-4 kişi) önce tek başınıza çalıştıktan sonra örnek soruları birlikte çözün. Birbiriniz test edin ve çözümleri birlikte geliştirin. Ders notlarınızı ortaklaşa kullanın.
14.Problem çözme sınavlarında da aynı yöntemi kullanabilirsiniz.
15.Sınavdan önceki gece uykunuzu alın. Bu şekilde bildiklerinizi daha iyi kullanabilirsiniz ve sınav performansınız daha iyi olur. Araştırmalar en az 4 saatlik bir uyku ve proteinli bir öğün yemeğin sınav öncesinde en iyi hazırlık olduğunu göstermektedir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
Çocuklarda Saldırganlık ve Asabiyet

Çocuğun güvenlik, mutluluk yada başka bir gereksiniminin Şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka Şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler Şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır. Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez yada kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.
SALDIRGANLIĞIN NEDENLERI 1-Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi) 2-Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi 3-Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam 4-TV. Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.) 5-Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması 6-Çocuğun ana-babasından dayak yemesi 7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar
SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ? 1-Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Yada hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır. 2-Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir. 3-Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir. 4-Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır. 5-Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır. 6-Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır. 7-Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme. 8-Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar. 9-Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir. 10-Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10'na kadar say ve ona vurma gibi. 11-Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir. 12-Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol,basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır. 13-Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir. 14-Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır. 15-Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Ör: Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.
2. Parmak Emme: İlk bir ya§ i9inde,bebeklik döneminde normal olan bu davranış. Daha sonraları da devam ederse veya ileriki yaslarda ortaya çıkarsa uyum sorunu veya alışkanlık bozukluğu olabilir. Parmak emme çocuklarda korku halinde, anneden ayrılma durumunda ve uykuya dalarken görülebilir. Temelinde anne çocuk ilişkisinde yetersizlik ve çocukta güven hissinin yeterince gelişmemiş olması yatmaktadır.
3.Pika: İlk bir yas içinde bazı çocuklar kireç veya toprak parçalarını, kağıt ve oyuncakları ağzına götü+rebilir. Ancak bebeklik döneminden sonra çocuğun bu maddeleri ağzına götürmesi ve yemesi uyum bozukluğu olarak ele alınabilir. Bu davranış. Genellikle beslenmesi bozuk, bakımsız, ihmal edilmiş çocuklarda görülür. Anne ilgi ve şefkatinden yoksunluk, duygusal yetersizlik, doyumsuzluk ve güvensizlik gibi ruhsal nedenler sebep olarak düşünülmelidir.
4.Trikotillomani: Bazı çocuklar 1–2 yaşlarından itibaren kendi saçlarını çekip yolabilir, koparabilir. Bu davranış uyumsuzluk ve huzursuzluğun önemli belirtilerindendir. Sık görülmemekle birlikte kız çocuklarında daha fazladır. Anne 9ocuk ilişkisindeki duygusal yetersizlikler veya çocuğun duygusal gelişiminin engellenmesi temel nedendir. Bu 9ocuklarda duygusal alandaki gerilimin ifade edilememesi, boşaltılamaması, saldırganlık dürtüsünü artırmakta ve 9ocuk bu dürtüyü kendi kendine yöneltmektedir.
5.Tempertantrum: Aşırı hiddetlenme ve öfke patlaması anlamına gelen bu durumda bazen çocuk kendini yerden yere atabilir, başını duvara vurabilir. Bazen katılana kadar ağlama da olabilir. Birikmiş saldırganlık dürtüsünü bir türlü boşalma seklidir. Hatalı bir terbiye ve yetiştirme tarzının bir sonucu da olabilir. Örneğin; her istediği yapılmış şımartılmış bir çocuğun haklı bir nedenle engellenmesi halinde bu durum ortaya çıkabilir.
6. Tirnak Yeme: 5–6 yasındaki ve daha ileriki yaslarda çocuklarda görülebilir. Tırnak yeme; ruhsal gerilim, sıkıntı veren saldırganlık duygularının açığa vurulmadığı durumlarda çocuğun kendi kendine yönelik saldırganlık dürtüsünün bir belirtisi olarak kabul edilebilir. Yerleşik hal alması önemli ruhsal sorunlar olduğuna işaret eder.
7.Aşırı Hareketlilik: Bazı 9ocuklarda 4–5 yaşlarında başlayıp buluğ çağına kadar sürebilen ve en az 6 ay devam eden aşırı hareketlilik görülebilir. Dikkat ve algı bozuklukları öğrenme güçlüklerinin de beraber olduğu bu özel durum beyinin gelişmesindeki bazı yetersizliklerin sonucudur. Tedaviyi gerekli kılan bir durumdur.

|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI:

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA!!!!!!!!!!
Sınava hazırlık sürecini planlı ve verimli değerlendiren öğrenciler doğal olarak amaçlarına ulaşacaklardır. Dileğimiz hepinizin beklentilerinin gerçekleşmesidir. Uzun yıllar boyunca yapılan gözlemler başarısızlığın en önemli nedenlerinden birinin planlı ve düzenli çalışma alışkanlığının eksikliği olduğunu göstermektedir. Bir konuyu öğrenmek ve bilgilerinizi kalıcı hale getirmek ancak bol soru çözmek, tekrar yapmak ye planlı çalışmakla mümkün olacaktır. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*SINAV KAYGISI VE UNUTKANLIK:

Yaşamda var olma mücadelesi sürdükçe kaygıda beraberinde gelecek fakat bu belli bir dozu aşıp ulaşılmak istenen hedefler önüne engel oluşturmaya başlarsa sorunlu hale gelmiş demektir. Belli bir dozda olması ilerlemek için itici güç oluşturabilir ama fazlası ileriye gitmek için engel.
Ülkemizde geleceğini arayan gençlerin toplandığı adres ise ÖSS . Ülkenin koşulları gereği, eğitim sistemi gereği gençlerin koşulları gereği yol buradan geçmektedir. Yol buradan geçtiğinden de hem gençler hem aileleri uzun soluklu bir maratona hazırlanmaktadırlar. Bu hazırlık süreci telaşlı, karmaşık, yoğun ve sıkıntılı olabilmektedir. Çoğu kişi için de kaygıyla geçen daha doğrusu geçmek bilmeyen günler demektir.
ÖSS’ye hazırlanan gençler çoğu zaman kendi beklentilerinden daha ziyade ailenin ve çevrenin beklentileri altında sıkışıp kalmaktadırlar. Durumu biraz daha ileriye götürüp çevreye karşı, akrabalara karşı, aileye karşı kendini kanıtlama savaşına dönüştürenler olmaktadır. Durum böyle olunca ailenin prestijinin sorumluluğunuda sınava giren gençler üstüne almaktadırlar. Bunlar her zaman farkında olarak geliştirilen durumlar değil ama ailelerin yanlış tutumlarıda bunu beslemektedir. Ve sınav bir kabus olmaya başladıkça kişideki gerilim artmakta, bir süre sonra kaygı kontrol edilmekten çıkmaktadır.
Hükümetin sınavla ilgili düzenleme yapmak amacıyla kamuoyuna yansıyan tasarı ÖSS’ye hazırlanan gençlerdeki kaygıyı tetiklemektedir. Çünkü öğrenciler yaklaşan bir sınava bir sürü belirsizlikler içinde gireceklerdir. Belirsizlik ise kaygıyı dahada arttıran bir durumdur. Eğer tasarı yasalaşırsa kişilerin hazırlıklı olmadığı bir durum ortaya çıkacağından tedirginlik artacaktır. Bu kaygılı dönemde zaten ÖSS sınavı ile ilgili bir çok şeyi abartılı olarak algılama eğiliminde olan gençler bu tartışmalı ortamdan olumsuz olarak etkileneceklerdir. Her olumsuz etkileniş ise onların motivasyonu ve ilerleyişi önünde engeldir.
Burada aslında kaygı yaratan durum tabiki sınav değil kişinin sınava yüklediği anlam ve sınavı algılayış biçimi. 300 Bine yakın insanın girebildiği ve bir buçuk milyon gencin ise açıkta kaldığı bir sınavda gençlerin ister istemez bu sınava yükledikleri anlam değişiyor. Kaygı ise kişilerde konsantrasyon zorluğu, unutkanlık,karar verme zorluğu ve karamsarlığa neden olduğundan yeteneğin altında performansa neden olmaktadır. Hazırlanma sürecindede zaman kaybına yol açmaktadır. Kaygı ilerlediğinde bir uzmandan yardım alınarak bu durumla başa çıkmaya çalışılmalıdır. Kaygı kişinin kontrolünden çıktığında kendi başına bunu yenmesi zorlaşmaktadır. Nasıl algılarsak, nasıl düşünürsek öyle hissederiz. Sınava yüklediğimiz anlam işi sınav olmaktan çıkardığından bir çok fiziksel şikayetlerde bu kaygılı duruma eşlik etmeye başlıyor. Cücudun hormon salgısı değişir, solunum bu durumdan etkilenir, kaslar gerginleşir, bağırsak hareketlei etkilenir, nabız hızlanır, terleme,titrreme,mide bulantısı, halsizlik, aşırı tedirginlik gibi durumlar ortaya çıkabilir. Kaygısı yüksek kişiler çoğunlukla sinirli, gergin, yorgun, tedirgin ve kendilerini yalnız hissedebilirler.
Bütün bu belirtiler ise kişinin çevreyle olan ilişkilerini etkilediğinden ve sınava hazırlanma sürecini olumsuz etkilediğinden uzun sürede umutsuzluğa ve karamsarlığa yol açabilir. Kişi bütün bildiklerini unutmuş gibi hissedebilir ve kafasında sürekli olumsuz senaryolar üretebilir yada kendisini çaresiz hissedebilir.
Yapılması gereken şey öncelikle kişinin bu düşünceyi sorgulamasıdır. Sınav benim için ne anlama geliyor, ailem için ne anlama geliyor, çevrem için ne anlama geliyor. Sınav benim kişiliğimi ,değerimi, hayattaki önemimi belirleyen bir şeymi? Ben mi böyle algılıyorum diye kendi düşüncelerini sorgulayıp geliştirdiği düşünce kalıbını değiştirmesi önemli. Çünkü bu konu ile ilgili geliştirdiği düşünce kalıbı bir çok şeyi olumsuz hissetmesine ve güvensizliğe neden olmaktadır. Gerçekçi düşünmekten ve değerlendirme yapmaktan kişi koptukça kendisinide olduğu gibi algılayamıyor ve olduğundan daha değersiz olduğundan daha yeteneksiz ve beceriksiz olarak algılamaya başlıyor. Düşünce bazındaki bu olumsuz gidiş hemen duygularına ve tavırlarına yansıyor ve kişi kaygının olumsuz bir ürünü olmaya başlıyor.
Ailelerle sınav konusunun konuşulması ve endişelerin paylaşılması oldukça önemlidir. Ailenin, gencin değerini sınava bağlamadığını, sınavın sadece bir yarış olduğunu , kişilik meselesi olmasığını ve sonucun ne olursa olsun kabul edilebilir olduğunu hissettirmesi gerekir.
Nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri ile kaygıyı azaltmak mümkün. Asıl yapılması gereken kaygıdan kaçmak yerine üstüne gitmek, sorgulamak farkında olunmayan yanları bilinir hale getirmektir. Olumsuz beklenti ve düşüncelerle mücadele etmek , önemli oluşunu ve kendi değerini şartlara bağlamamak ve kendini kabul etmek önemlidir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*KİMLİK OLUŞTURMA PROBLEMİ:

ERGENLİK DÖNEMİNDE OLUMSUZ KİMLİKLER
- Ergenlerin bu dönemde geliştirebileceği olumsuz kimlikler, yaşadıkları strese karşı sağlıklı olmayan bir uyum biçimidir.
- Bu olumsuz uyum, büyüme sürecini kısa süreli de olsa geciktirir.
- Sosyal kölelik olarak adlandırabileceğimiz bu süreçte, kişinin kimliği, içinde bulunduğu grup ile yakından ilişkilidir.
- Kişi, grubun beklentilerine uymak için kendini zorunlu hisseder.
- Ergenin bu dönemde birçok kimlik ile özdeşleşmesi ( başka insanlardaki değişik özellikleri üzerine alması) ergenin kendi kimlik krizini çözmesini geciktirir.
- Bu dönemde kimlik karmaşası yaşanır.
- Ergenin geçmişi ile geleceği arasında bir tutarlılık beklemek yanlış olur.
- Ergen çevresi ile çatışma halindedir.
- Ergen, bu dönemde bir takım hatalı davranışlarda bulunabilir.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
*AİLE İLİŞKİLERİNDE PROBLEMLER(KUŞAK ÇATIŞMASI):

Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli iletişim halinde olmak, özelliklerini bilmek, kişiliklerine saygı göstermek gereklidir. Böyle davranılmadığında gençler ile erişkinler arasında çatışma başlar. Kuşak çatışması denen bu durumda, gençler ve yetişkinler arasında ilişki kurma, etkileşim ve iletişim oluşturma olanağı bulunamaz. Gençler ile erişkinler arasında meydana gelen kuşak çatışmasının başlıca nedenleri şunlardır: · Eve dönüş ve yemek saati · Ders çalışma, eğlenme ve gezme zamanı · Giyinme ve süslenme biçimi · Arkadaş seçimi ve arkadaş ilişkileri · Kız - erkek arkadaşlığı · Büyüklere karşı saygı · Gelenek, görenek ve değer yargıları · Dünya görüşü ve fikirlerin tutarsızlığı
Kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşması, genç ile aileyi birbirinden koparır. Ailesiyle sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kuramayan genç, bu gereksinimini başka kişiler ve gruplarda arar.
Gençlerin bir arkadaş grubunun olması onun kimliğini bulması, sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi için doğal olarak çok gereklidir; ancak ailesiyle kopmuş bir genç, çok farklı ve tehlikeli grupların etkisinde de kalabilmektedir.
Anne-babalar kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşmasını önlemek için şu ilkelere dikkat etmelidirler: · Her şeyden önce genç, artık kendisini bir yetişkin gibi görmektedir, siz de öyle görün ve ona saygı gösterin; “Hadi ordan, daha dünkü çocuğun söylediğine bak” türü yaklaşımlardan kaçının. · Gençlik çağına ait ruhsal, fiziksel özelliklerin neler olduğunu ve bunun gence olan etkisini öğrenip göz önünde bulundurun. · Gencin bu dönemde birbiriyle tutarsız olan davranışları karşısında soğukkanlı olun, kırıcı ve yıkıcı tepkiler göstermeyin. · Eviniz ve ailenizle ilgili alacağınız kararlarda onun da görüşünü almaktan çekinmeyin. · Konuşma ve tartışmalarda doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verip, ona katıldığınızı söylemekten çekinmeyin. Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta olursa olsun, problemleri, sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin yanında olduğunu hissetmelidir. · Gencin tutum ve davranışlarına yön verirken “Benim gençliğimde...” diye başlayan nutuk ve öğütlerden kaçının. · Ona öğüt vermek yerine örnek davranışlarda bulunun. · Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı görev ve sorumluluklar vardır. Gençlere şunları öğütleyebiliriz: · “Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” deyişini unutmayınız. · Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebileceğini bilin. · Her yerde ve her zaman yetişkinlerden öğreneceğiniz bilgi ve deneyimler olduğunu kabul edin! · Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın! · Engeller ve sorunlar karşısında en büyük destekçinizin anne ve babanız olduğunu unutmayın! Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir, bu da ona güç verir. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
Psikoakademi Psikolojik Danışmanlık ve Refleksoloji Merkezi 2004 Eylül ayında Psikolog ve Refleksoloji Uzmanı Esat Bin Zürare Başaran ve Halil Tabur tarafından İzmir Alsancak semtinde kuruldu.
Danışmanlığını Prof. Dr. Şenol DANE' nin yaptığı merkez, psikolojik danışmanlık hizmetlerine yeni bir ruh ve yeni bir imaj getirecek yenilikçi bir anlayışla hizmete başladı. |
|