REFLEKSOLOJİ NEDİR ?
Cumartesi, Mayıs 10, 2008
-
AĞRI NİMETİ !!!

Talebelik yıllarında acil serviste nöbetçi olduğum bir gün, hastaneye koma hâlinde bir hasta getirildi. Yakınları, hastaya 18 saat önce ağrı kesici iğne (baralgine) yapıldığını ve yapılan bu iğneden sonra hastanın ağrılarının geçtiğini söyledi. Yapılan muayenede hastanın tansiyonunun sıfıra yaklaştığı ve karnında aşırı bir sertlik olduğu tespit edildi. Müdahalelere rağmen hasta kurtarılamadı. Otopside hastanın, zamanında ameliyat olmadığı için apandisit patlaması neticesi şok ve komaya girerek öldüğü anlaşıldı. Şâfi-i Hakîm’in hiçbir şeyi abes yaratmadığının bir işareti olan bu hâdise, ağrının teşhis ve tedavide ne kadar faydalı (vücut için arıza alarm sistemi) olduğunu bize göstermektedir. Ağrı sebebiyle acil servise müracaat etseydi, hastanın apandisit olduğu erkenden anlaşılacak ve belki de tedavisi yapılabilecekti. Doku hasarı meydana geldiğinde ağrı, alarm vazifesi görerek, hastalığı haber verir. Beş duyudan farklı bir vazife gören ağrı duyusu kaybolduğunda, kişi doku hasarını hissetmez. Meselâ, beyin kanaması veya başka bir sebeple ayakları felç olan hastalar, ayaklarındaki doku hasarını hissedemez. Böyle bir rahatsızlığı olan kişi, batırılan iğneyi dahi hissetmez.
Dokunma, koklama, işitme, sıcak, soğuk gibi birçok duyu sistemine alışma (adaptasyon) kabiliyeti verilmiştir. Meselâ derimize dokunan bir eşyayı önce hissederiz; ancak kısa bir süre sonra dokunma devam etmesine rağmen, dokunma hissi kaybolur. Bu şekilde beynimizin gereksiz bilgilerle meşgul edilmesi engellenmiş olur. Ancak ağrı duyusu, teşhis ve tedavi açısından çok mühim olduğundan Şâfi-i Alîm ağrı duyusu için adaptasyon yaratmamıştır. Eğer ağrıya da adaptasyon olsaydı (ağrı başladıktan kısa süre sonra ortadan kalksaydı), kişi rahatlayacaktı; ancak hastalığın devam edip etmediği bilinmediğinden teşhis ve tedavide aksaklıklar ortaya çıkacaktı. Ağrının hızlı (keskin veya akut) ve yavaş (künt veya kronik) olmak üzere iki tipi vardır. Hızlı ağrı, ağrıya yol açan uyarıcıyı ( iğne batırma gibi) uyguladıktan yaklaşık 0,1 sn sonra; yavaş ağrı ise saniyeler -hattâ bazen dakikalar- sonra hissedilir. Hızlı ağrı mekanizması; bıçak kesmesi, iğne batması, yanma gibi durumlarda ortaya çıkan ağrının hemen hissedilmesinde ve kişinin ağrıyı uyarıcı faktörlerden hızla uzaklaşmasında vazife alır. Hızlı ağrı sinyali daha beynimize ulaşmadan ve kişi tarafından hissedilmeden önce omurilikte bir reflekse (geri çekme refleksi=fleksör refleks) sebep olur. Bu öyle bir reflekstir ki, dâima ağrıdan uzaklaşma ile ilgili gayriiradî karmaşık kas kasılmalarına sebep olur. Hattâ ağrılı uyaran durumlarında omurilikte yukarıdaki refleksten başka ikinci bir refleks daha gerçekleştirilir ki, bu da ağrıyan kol veya bacağımıza ilâveten vücudun tamamının ağrılı uyarandan uzaklaştırılmasını sağlar. Buna çapraz ekstensör refleks ismi verilmektedir. Hızlı ağrının vücut için koruyucu olduğu, bu reflekslere sebep olmasıyla daha iyi anlaşılır.
Beyne ağır iletilen yavaş ağrı, uzun süreli sızlama ve yanma şeklindedir. Romatizma ağrıları bu gruba girer. Âcil bir durum söz konusu olmadığından, Yaratıcı’nın rahmet ve hikmetiyle yavaş iletilir. Yanmalarda olduğu gibi, burada refleksif bir korunma gerekmez. Ağrıyı hızlı ileten sinir lifleri kalındır. Elektrik kablosunda olduğu gibi sinir lifi de kalınlaştıkça nakil hızı artar. Ancak bu liflerin sayısı ağrıyı yavaş iletenlerin sayısından bir hayli azdır. Kronik ağrılar da hızlı iletilseydi, bunların da kalın sinir lifleriyle iletilmesi icap edecekti. Bütün ağrılar hızlı liflerle iletilmiş olsaydı, omuriliğin çapı 1–2 cm yerine 1–2 metre olacaktı. Kadîr-i Alîm, hemen hiçbirimizin istemediği kronik sızlama şeklindeki ağrıların yavaş iletilmesini murad buyurarak, bizi ne kadar hikmetli yarattığını ağrılarımızda bile hissettirmektedir. Ağrı algısı Ağrının algılanmasında çeşitli faktörlere rol verilmiştir. Meselâ, gündüz, işlerin arasına gömülmüş bir kişi ağrılarını unutur. İşi olmayan insanlar ağrıdan daha çok şikâyet ederler. Gece olduğunda ağrılarımız kendilerini daha fazla hissettirir. Çünkü gece, beş duyu yoluyla gelen uyarılar azalır ve vücut dinlenmeye, insan da onu dinlemeye çekilir. İşte bu esnada ağrı daha şiddetli hissedilir. Kişinin ağrıyı hissetmesinde önemli bir yeri olan ağrı eşiği, kişiden kişiye farklılıklar göstermektedir. Ağrı eşiği düşük olan kişilerde az bir uyarıcı bile ağrıya sebep olurken, ağrı eşiği yüksek olan kişiler kuvvetli ağrı uyaranına bile dayanabilir. Ayrıca kişinin daha fazla konsantre olduğu durumlarda, ağrı hissi epeyce azalmakta, kişi ancak söz konusu hâdise bittiğinde bir yerinin zedelendiğini fark etmektedir.
Ağrıyı azaltan rahmet eseri mekanizmalar Ağrı hissine adaptasyonun olmaması erken teşhis ve tedaviyi kolaylaştırır; bununla birlikte Şâfi-i Alîm, insan vücuduna ağrı azaltan mükemmel mekanizmalar da koymuştur. Dokunma ve diğer duyularımızdaki alıcı (reseptör) hücreler, kendi sahalarıyla ilgili uyaranları tam ve kolay hissedecek şekilde bazı hassas yapılara sahip kılınmıştır. Ancak ağrıyı hisseden reseptör hücrelerinde bu hassas yapılar bulunmamaktadır.
Ağrı hissi reseptörleri, ağrının kabaca hissedilmesini sağlayacak şekilde yaratılmıştır. Hassas reseptörlerden yapılmış olsalardı, ağrı daha şiddetli hissedilecekti. Bu durum özellikle yavaş ağrı için önemlidir. İnsan beynine yerleştirilmiş bazı elektronik devreler de, ağrının beyne ulaşmasını azaltma veya engellemede vazife yapar. Buna beynin ağrı kontrol sistemi denir.
Şiddetli ağrı durumlarında beyinden çıkan bazı sinir lifleri, önce beynin girişinde bulunan bölgeyi (rafe çekirdekleri) uyarır. Bu bölgeden çıkan sinyaller beyinden omurilik vasıtasıyla aşağıya doğru iner ve omurilikte ağrı sinirlerinin giriş kavşaklarında (sinapslar) serotonin salgılar; böylece omuriliğe giriş noktasında ağrının azalmasına vesile olur. Serotonin, ağrının azaltılmasında, kişinin uyumasında ve rahatlamasında vazife görür. Ağrı; tokalaşma veya deriye hafif dokunmayla da azalabilmektedir. Dokunma sinyalleri, omurilik vasıtasıyla beyne ilerlerken bir yan dal verir. Bu yan dal, omurilikte ağrı sinyallerini ileten kavşaklarda sonlanarak ağrının durdurulmasında vazife yapar. Kedilerin insanlara sürtünmesi ve sırtlarının sıvazlanmasını istemesi; annelerin, ağlayan çocuklarının ağrıyan yerlerine hafifçe dokunması ve ‘Öpeyim de geçsin!’ demesi boşuna değildir. Çünkü sıvazlama ve öpme ile de bir çeşit dokunma ve buna bağlı olarak ağrıda azalma olmaktadır. Ağrının giderilmesi maksadıyla uygulanan masaj ve el-ayak bölgesine tatbik edilen refleksoloji de bununla alâkalıdır.
Beynin afyon (opiyat) sistemi ‘Opiyatlar’ denen madde grubu, aslında afyondan elde edilen morfin ve benzeri ağrı kesici, uyuşturucu ve alışkanlık yapıcı maddeleri ihtiva eder. Morfin, tıpta kanser benzeri çok şiddetli ağrı yapan hastalıklarda ağrı giderici olarak kullanılabilmektedir. Ancak morfinin, uyuşturucu ve alışkanlık yapıcı tesirinden dolayı serbestçe satılması yasaktır. Bundan dolayı morfin sadece ilgili uzman hekimlerin yazabildiği kırmızı reçetelerle eczanelerden temin edilebilmektedir. Beyinde de ağrı durumlarında morfin benzeri maddeler salgılanmaktadır. Bunların bazılarının ağrı kesici tesiri morfinden bir milyon kat daha güçlüdür. Dinorfin, enkefalin, metenkefalin, leu-enkefalin ve benzeri bu maddelere beynin opiyat sistemi denir. Bilim adamları ilk zamanlar afyon bitkisinden elde edilen morfinin beyindeki bu harikulâde tesirine şaşırmışlardır. Çünkü bir bitkide bulunan maddenin beyinde reseptörünün olabileceği akla gelmemiştir. Ancak daha sonra yapılan araştırmalarda, bitkiden elde edilen maddelerin aslında beyinde zaten var olan morfin türü maddelerin reseptörleri üzerinden tesirli olduğu keşfedilmiştir. Aslında bu misâl de, Tevhid hakikatini, her şeyin tek Yaratıcı’nın eseri olduğunu göstermektedir. Buradan da, toprak, maden, bitki, her türlü mikroorganizmanın gereksiz ve hesapsız yaratılmadığını bir defa daha anlaşılmaktadır. Netice itibariyle, vücuda dercedilmiş mükemmel ağrı kesici mekanizmalar, hemen her ağrıda, ağrı kesici ilâç kullanmanın doğru olmadığını göstermektedir. Çünkü Hâlık-ı Rahîm çok güçlü ağrı kesici mekanizmaları insan vücuduna yerleştirmiştir. Ağrı kesici ilâçların aşırı kullanımının mide, karaciğer başta olmak üzere birçok organa zarar verebildiğini hatırdan çıkarmamak gerekir.
Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Mayıs 5, 2008
-
EL VE AYAKLARIN SIRLI DÜNYASI : REFLEKSOLOJİ !!
El ve Ayakların Sırlı Dünyası: Refleksoloji Ender AK | | Hergün yüzlerce farklı hareketi ardı ardına yapan, her türlü âleti uygun şekilde kullanan ellerimizin, sadece yaptığı hareketlere ve işimize ne kadar yaradığına bakarız. Keza, bıkıp usanmadan bir ömür boyu bizi üzerinde taşıyan ve her istediğimiz yere gitmemizi sağlayan ayaklarımızı da çok fazla önemsemeyiz veya fazla ağrımadıkları müddetçe de dikkatimizi çekmezler.
İnsan vücudunu kâinatın bir fihristi hükmünde yaratan ve mucizevî sanatlarla donatan Rabbimiz, bu muhteşem makinenin hiçbir noktasını hikmetsiz ve abes olarak bırakmamıştır. Tıp ilmi yeni keşiflerle ilerleyip geliştikçe hiç aklımıza gelmeyen ve tahmin edemeyeceğimiz güzellikleri müşahede edeceğiz.
Alternatif tıp veya tamamlayıcı tıp olarak gündeme gelen, bazısı çok çok eskilere dayanan modern tıbbın dışındaki tedavi metodları gün geçtikçe önemini artırmaya ve daha fazla dikkatleri çekmeye başlamıştır.
Akupunktur gibi binlerce yıllık mazisi olan ve ciddi neticeler veren teknikler yanında, henüz tam olarak kendini ispatlayamamış olan teknikler hattâ tamamen hurafeye dayanan uydurma metodlar da vardır. El ve ayakların belli bölgelerini sıkarak masaj yapmaya dayanan Refleks Bölgeleri Masajı da üzerinde tartışılan ve geçerliliğini zaman içinde ortaya koyabilecek istikbal vaad eden bir teknik olarak görülmektedir.
Refleks Bölgeleri Masajı Nedir?
Lugat mânâsıyla, “organizmanın dıştan uyarılara karşı irade dışı tepkisi” veya “yansıması” demek olan refleks, vücudumuzun karşı karşıya kaldığı ani durumlarda beyinden iradî bir emir beklemeden yapacağı bir hareketle kendini savunmasıdır. Meselâ, ayağımıza batan dikeni hisseder hissetmez hemen kaldırmamız gibi... Peki nedir o zaman refleks bölgeleri masajı? Ellerimizin ve ayaklarımızın vücudumuzun küçük bir aynası olarak kabul edildiği bu metodda, refleks bölgeleri olarak görülen yerlere masaj uygulanmasına dayanan bir tekniktir.
Refleksoloji olarak da tanımlanan refleks bölgeleri masajı, bütün hücre ve dokuları içine alacak şekilde, organlar arasında enerji ve canlılık kazandıran bir bioenerjinin sağlıklı deveranıdır. Bu enerji akımının önü kesildiği taktirde, vücudun her bir bölgesine aksi tesiri olur. Refleksoloji çalışanların iddiasına göre vücudun bioenerjisi bozulunca hastalıklar ortaya çıkmakta veya hastalık yapıcı faktörler bioenerji kanallarını bozarak hastalığı ortaya çıkarmaktadır. Onun için bu metodda önce eller ve ayaklardaki enerji blokajının kesinlikle uyarılması gerekmektedir. Bazı maddeler –belli noktalarda yığılıp biriken “kristalleşmiş çökeltiler” olarak da adlandırılan– bioenerjinin dağılmasını engellemektedir. Bu bölgeler temas ve masaj teknikleriyle uyarılırken ağrı ile kendini belli eder. Bu bölgelere parmakla dokunarak, enerji akımını engelleyen noktaların tesbiti mümkün görülmektedir.
Refleks bölgeleri masajında öğrenilmesi gereken basma ve masaj tekniklerinin gâyesi bu enerji blokajını kırmak ve kristalleşmiş çökeltileri ortadan kaldırmaktır. Refleks bölgeleri masajıyla uyarılan kan dolaşımı ve lenf sistemi vasıtasıyla zehirli maddelerin atılımı; kısacası vücudun kendini tedavi edebilmesi kolaylaştır. Bedenî rahatsızlıkların yanı sıra stres, gerginlik, tansiyon ve yorgunluk gibi ruhî rahatsızlıklarda da aynı metotlar kullanılır.
Refleksolojinin Doğuşu
Kimi kaynaklara göre 5.000 yıl, bazılarına göre ise 12.000 yıl öncesine dayanan bir tedavi metodudur. Zonentherapie (Bölge Tedavisi) adlı kitabında Amerikalı Kulak–Burun–Boğaz uzmanı William Fitzgerald, bu metodun 5.000 yıl öncesinde Hindistan ve Çin’de tanındığını, ancak 12.000 yıllık bir tarihî geçmişleri olan İnkaların da bu metodu uyguladıklarını yazar. İnkalar bu tedavi metodunu Kuzey Amerika’daki Kızılderililere de öğretmişler ve onlar da hâlâ aynı metotla tedavilere devam etmektedirler. W. Fitzgerald buna “bölge tedavisi” adını verdi ve akupunktur ile birlikte kullandı. Fitzgerald, vücudun bazı bölgelerine sıkıca bastırıldığında veya masaj yapıldığında oldukça uzakta olan diğer bölgelerde müsbet tesirler ortaya çıktığını keşfetti.
Bu bilimin Batı’daki en büyük destekçisi, Fitzgerald’ın öğrettiklerini 1930’larda geliştirip yalnızca ayak bölgesinde yoğunlaştıran Amerikalı Eunica D. Ingham’dır. Günümüzde ABD başta olmak üzere İngiltere, Belçika ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde okullar açılmıştır. Floransalı heykeltraş Benvenuto Cellini (1500–1571), el ve ayak parmaklarına uyguladığı sıkı ve sabırlı masajlarla ağrı nöbetlerini yenmiştir. ABD eski başkanı James Abram Garfield (1831–1881)’de ayağının belli bir noktasına tatbik ettirdiği masajla, müzmin ağrılarından kurtulmuştur.
Refleks Bölgelerinde Enerji Dilimleri
Fitzgerald, üniversite hastanesinde bu tedavi tekniğini hastaları üzerinde uygular. Ayağın belli yerlerine elle yumuşak bastırma yoluyla masaj yaptığında vücudun belli başlı bölgelerinde rahatlama ve gevşeme olduğunu fark eder. Bu konudaki uygulamalı araştırmalarının neticesinde, her defasında birbirleriyle sıkı bağlantılı bir şekilde, sol ve sağ kısmından beşer dilim olmak üzere, bedeni dikey olarak on enerji bölgesine ayırır. Dilimlere ayırmanın odak noktası başın tam orta noktasından göbek hizasında aşağıya doğru belirlenmiştir. Bu enerji bölgesi dilimleri ayak tabanı ve avuç içlerinde son bulur.
İlk enerji bölgesi dilimi başparmaktan başlar, oradan kollar üzerinden yukarıya doğru omuzlara, boyun bölgesine ve beynin içine kadar ve buradan da tekrar bedenden aşağıya doğru iner ve ayak başparmağında son bulur. İkinci enerji bölgesi dilimi işaret parmağından başlar, oradan kollar üzerinden omuzlara, boyuna ve beynin iç bölgesine kadar ve buradan da tekrar bedenden aşağıya inerek, ikinci ayak parmağında son bulur. Üçüncü enerji bölgesi dilimi orta parmaktan başlar, oradan kollar üzerinden omuzlara, boyuna ve beynin iç bölgesine kadar ve buradan da tekrar bedenden aşağıya inerek, üçüncü ayak parmağında son bulur. Dördüncü enerji bölgesi dilimi yüzük parmağından başlar, oradan kollar üzerinden omuzlara, boyuna ve beynin iç bölgesine kadar ve buradan da tekrar bedenden aşağıya inerek, dördüncü ayak parmağında son bulur. Beşinci enerji bölgesi dilimi serçe parmaktan başlar, oradan kollar üzerinden omuzlara, boyuna ve beynin iç bölgesine kadar ve buradan da tekrar bedenden aşağıya inerek, küçük ayak parmağında son bulur.
Refleks Bölgelerine Masaj Nasıl Uygulanır?
Vücuttaki on ayrı enerji dilimleri baştaki başlangıç noktasından başlayarak, ayak tabanları ve el parmakları arasında devr–i daim eder. Bu enerji akımı, “bölgeler” adı verilen dikey dilimler şeklinde akar. İşte bu bölgelerde vücudun bütün organ ve kasları yer almaktadır.
1970 yılında Hanne Marquardt, insan vücudundaki dikey enerji dilimlerine ek olarak bir de yatay olarak üç enerji dilimini keşfetti. Bu, vücudu yatay şeklide bölen üç yardımcı enerji dilimleriydi. Hem vücut hem de ayaklardaki bu üç enerji dilimleri birbirleriyle uyuşuyor. Böylece özellikle ayaklardaki refleks noktalarını bulmak daha da kolaylaştı. Ayaklarda onu dikey, onu da yatay olmak üzere detaylı bölgeler elde edildi ki, bu şekilde çeşitli refleks noktaları daha belirgin ve sıhhatli tespit edilebilir. İstisnaî bir anatomiye sahip ellerde ise sadece bir yatay enerji dilimi mevcuttur.
Enerji dilimlerinden geçen enerji akımı, belli noktalarda birikiyorsa, buralarda enerji yüklenmesi veya enerji blokajı meydana gelir. Ne yazık ki bu blokajlar, vücuttaki hayat enerjisinin serbestçe dolaşan enerji akımını kesintiye uğratarak, menfi tesir eder ve tabiatıyla organizmada ağrılar, rahatsızlıklar, hastalıklar ve diğer arızaların doğmasına yol açarlar. Belirli masaj ve basma tekniklerinin ayaklardaki refleks noktalara sabır ve inançla uygulanmasıyla, buradaki enerji blokajı rahatça bertaraf edilir ve enerji akımı yeniden sağlıklı bir şekilde başlar ve vücuttaki ahenk yeniden tesis olunur.
Enerji blokajlarının pek çok sebebi vardır: Stres, sağlıksız beslenme, karamsarlık, hayal kırıklığı, tabiî afetler, boşanma veya sevdiğinden ayrılma, vs gibi. Bu psikolojik arızalar zamanla organları olumsuz bir şekilde tesiri altına alır. Bu temel arızaların sağlıklı ve kısa zamanda bertaraf edilebilmesi için öncelikle kaynağının belirlenmesi şarttır. Refleks bölgeleri masajı genel bir tedavi metodu olduğundan, tedavi edilecek kişiyle hem konuşulur hem de masaj teknikleri bu konuşmanın seyri dahilinde uygulanır. Sadece konuşma yoluyla sağlıklı bir tedaviye ulaşılamadığı bir gerçektir. Arızanın ana kaynağı şuuraltının derinliğinde kapalı kalır. Kimi zaman da kişi kendini, iç dünyasındaki çatışmalara çözüm bulmaya hazır hissetmediğinden, rahatsızlığının, sıkıntısının ana kaynağına inmek ve bahsetmek istemez. Ancak, bunların neticesinde oluşan enerji blokajları, zaman kaybetmeden bertaraf edilmesi gereken ciddi engellerdir. Vücuttaki arızanın ana kaynağına inmekte gecikildikçe, bu enerji blokajı artmaya ve katlamaya devam edecektir.
Refleks bölgeleri tedavisinde gâye enerji blokajlarını yok edip, enerji akışının normal ahengine girmesine sağlamaktır. Bunun için tabiî ki anatomi bilgisi çok önemlidir.
Basma Teknikleri Hakkında
Masaj tekniklerini öncelikle kendi el ve ayaklarınızda uygulamanız tavsiye edilir.
Refleks bölgeleri masajı uygulaması için toplam beş basma tekniği vardır: Başparmak hareketi, parmak hareketi, ovma hareketi, sıvazlama hareketi ve sıkma hareketi.
Bu hareketler hem ellere hem de ayaklara aynı şekilde tatbik edilir. Önemli olan bu tekniğin kime nasıl uygulanacağıdır. Kişinin fizikî yapısı, yaşı ve o andaki sağlık durumu göz önünde bulundurulur. Meselâ iri yapılı bir insana daha kuvvetli, zayıf, yaşlı ve çocuklara ise, normal şekilde basarak masaj yapılır. Tedavi, başparmak veya başka bir parmağın kenarıyla basınç uygulanarak saat yönünde döndürülmesinden oluşur. Bu basınç genellikle oldukça derindir, ama acı verici olmak zorunda değildir. İyi bir refleksolog kısa, acısız seansların tekrarlanmasını, bütün hastalığın bir tek acı verici seans tedavisine tercih eder. Her seans 10 dakikadan 30 dakikaya kadar sürer ve birkaç seansa ihtiyaç olabilir. Hatta sık sık şikâyetler bir tek seanstan sonra ortadan kalkar.
Modern tıp tarafından iyi bilinir ki, iç organlar vücut yüzeyinde deri bölgeleriyle temsil edilirler ve bu deri bölgeleri, bu organlar ile aynı sinirleri paylaşırlar. Meselâ diyaframa tesir eden bir durum omuz başında acıya sebep olur, çünkü her ikisi de aynı siniri paylaşırlar. Bir organı temsil eden deri bölgesini uyararak, bu organ üzerinde fizyolojik bir tesir hasıl edilebilir ve hayvanlar üzerinde yapılan birçok deney bunun böyle olduğunu ispatlamıştır.
Vücud organlarımız büyük çoğunlukla simetrik olduğundan her iki ayakta ve elde aynı bölgeler mevcuttur. Ancak kalbin solda oluşu, midenin eşit olmayan bir şekilde sol ve sağ taraflara kayması, körbağırsağın ve karaciğerin sağda oluşuna göre bunlara tekabül eden masaj bölgeleri de sağ ve sol ayaklarda farklı yerlerdedir.
Şimdi muhatabınızın vücudunda ağrıyan ve hasta olduğunu söylediği organın ayaktaki ve eldeki karşılığını bulup buraya saat istikametinde masaj yapmaya başlayın. Ağrıyan taraf vücudun sol kısmındaysa sol ayağa ve ele, sağ taraftaysa o tarafın el ve ayağına masaj yapacaksınız. Denemenin bir zararı yok, şifa Allah’tan. Ancak yine de ciddi hastalıklara karşı dikkatli olmak ve doktora görülmeyi ihmal etmemek gerekir. Bu metodlar kesin olarak ispatlanıncaya kadar her şeyimizle tamamen bağlanmak ve hastahanelerde devam eden tedavimizi kesmemiz doğru değildir. Zaten bir kısım hekimler bu tekniklere “Alternatif Tıp” yerine “Komplementer Tıp” yani “Tamamlayıcı Tıp” adını vermektedirler. Dolayısıyla normal tıbbî tedavi yapılırken, ilâve olarak yapılması tavsiye edilmektedir. Bununla beraber yan tesiri ve bir riski olmadığı için boş zamanlarımızda denemenin bir mahzuru yoktur. Madem ki, bu hususta bazı ip uçları vardır ve Allah hiçbir şeyi abes ve boş yaratmamıştır, niçin denemeyelim? Bir zamanlar akupunktur da aynı durumdaydı, fakat bugün artık modern tıp tarafından da kabul edilir olmuştur. İleride bu bioenerji kanalları ve kanalların nasıl bloke olduğu da daha açık deneylerle ispatlanabilir.
Bazı insanların bioenerjilerini yoğunlaştırarak ve kendini bütün benliği ile vererek sevdiği insana karşı yaptığı masajın çok daha tesirli olduğu tesbit edilmiştir. Masaj yapılan kişinin buna inanması ise tesiri daha da artırmaktadır.
Dikkat! Eğer el ve ayağın yüzey kısmında damarlar çok belirgin kabarık duruyorlarsa, o vakit çok yavaş ve yumuşak basılarak, masaj yapılmalıdır. Yoksa aksi taktirde hematom vakasına (damar zedelenmesi sebebiyle oluşan iç kanama neticesindeki morarma) yol açılmış olur.
|
Yazı hakkındaki yorumlar. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
VÜCUDUN ŞİFA HARİTASI AYAKLARDA !!
|
| Vücudun şifa haritası ayaklarda |
| |
|
Modern tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda devreye giren alternatif tedavi yöntemleri, vücudun gizemli noktalarını günyüzüne çıkarıyor. | |
|
| <****** src="http://ad.zaman.com.tr/ad-app/client.ads?app=zaman&pos=detay&page=default&first-time=false" type=text/**********>******> |
Yaratılıştan beri el ve ayaklarda saklı olan ancak insanoğlunun zamanla farkına vardığı bu noktalar, refleksolojiyle (bölgesel tedavi) tedavi amaçlı kullanılıyor. Alternatif tıp yöntemleri arasında yer alan ancak Türkiye'de fazla bilinmeyen refleksolojiden, beyinle bağlantısı olan el ve ayaklardaki sinirlere yapılan masajla fiziki ve zihni hastalıklar, spastisize, bel ve boyun fıtığı, migren, otizm, nörolojik sebepli fiziki engeller, depresyon, panik atak, uykusuzluk, baş ağrısı, hazımsızlık, sırt ağrısı, romatizma, siyatik, eklem ağrıları ve kas gerginliği gibi hastalıkların tedavisinde faydalanılıyor.
Ayak ve ellere uygulanan bir çeşit masaj olan refleksolojinin, fiziki ve zihni hasarları tamir ederek mental motor reterdasyonu durdurduğunu (fiziki ve zihni gerilemeyi tamir ettiğini) söyleyen refleksoloji uzmanı Psikolog Esat Başaran, bu tür gerilikleri bulunan ya da kaza sonucu motor sinir sistemi hasar gören, yatağa bağlı 10 hastasını kısa sürede ayağa kaldırmayı başardığını iddia ediyor. Başaran'ın refleksoloji seanslarına katılanlardan biri, 2,5 yaşındaki Sıla Güzeldere. Doğuştan mikrosefali hastası olan, yani kafası vücuduna oranla yeteri kadar gelişmeyip küçük kalan, dolayısıyla beyni de gelişmeyen Sıla, 8 aydır devam eden refleksoloji tedavisi sayesinde yüzde 90 oranında akranlarının seviyesine gelmiş. Tedaviye başlandığında 63 cm. olan Sıla'nın boyu, 8 ayda 79 cm.'ye çıkmış. Doğduğundan beri etrafına tepki vermeyen, hareketsiz yatan Sıla şimdi emekliyor, hatta ayakta durabiliyor. Tedaviye olumlu cevap vererek büyüyen ve normale yaklaşan Sıla'nın kafası, şu anda normalden sadece 3 cm. küçük. Esat Başaran, Sıla'daki bu gelişmenin tedaviyle birlikte devam edeceğini ve küçük kızın 5 yaşında hem fiziki hem de zihni olarak normale döneceğini söylüyor. Fizik tedaviye cevap vermeyen Sıla'daki bu gelişme, nörologları bile şaşkına çevirmiş.
Kızının hastalığının 2,5 aylıkken tespit edildiğini belirten annesi Gülay Güzeldere, doktorların Sıla'nın mikrosefali hastası olduğunu, kafasının gelişmesini tamamladığını, beyninin ve kafasının küçük kalacağını, bundan dolayı fiziki ve zihni gerilik olacağını söylediğini hatırlatıyor. Güzeldere, "O zaman SSK Tepecik Hastanesi'ndeki doktorlar, kızımın iyileşmesinin mümkün olmadığını ve bunu kabullenmem gerektiğini söyledi. Ben de Sıla'yı özel bir rehabilitasyon merkezine götürmeye başladım. Daha sonra Esat Bey'in farklı bir yöntemle bu tür hastalara tedavi uyguladığını duydum. Kızım, buraya getirdiğim ana kadar bir pelte gibiydi. Etrafa tepki vermiyor, sadece boş boş bakıyordu. Sesi bile çıkmıyordu. Daha ilk seansta değişiklikleri fark ettim. Eve giderken hiç hareket etmeyen ayağıyla otobüste tekme atmaya başladı. O anda dünyalar benim oldu. Seanslarımız 8 aydır devam ediyor. Kızım şimdi etrafına gülüyor, tepki veriyor, emekliyor." şeklinde konuşuyor.
Kızını son bir umut olarak refleksoloji tedavisine getirdiğini kaydeden Güzeldere, "Bu tedaviyi daha önce bilmiyordum. İlk geldiğimde çocuğumun parmak uçlarıyla oynayınca dalga geçiyorlar zannettim. Bu nasıl tedavi, masaj yaparak mı iyileştirecekler diye düşündüm. Ancak işe yaradığını görünce devamlı gelmeye başladım." ifadelerini kullanıyor. Sıla'nın hastalığının 2,5 aylıkken erken teşhis edilmesinin bugünkü tedavinin hızını olumlu yönde etkilediğini belirten Refleksolog Esat Başaran ise "Sıla'ya haftada bir gün, 30-45 dakika arası refleksoloji uyguladım. Daha ilk seans sonrası tepki vermesi beni de şaşırttı. Sıla, şu anda fiziki ve zihni gelişimini devam ettiriyor. Destekle ayakta kalan Sıla, birkaç ay içinde kendine güveni gelecek ve yürümeye başlayacak. Terapiler devam ettiği sürece 5 yaşında normal çocuklarla arasındaki farkı kapatmış olacak. 8 yaşında da normal bir çocuk gibi okula başlayabilecek. 6 ay içinde yürüyebileceğini tahmin ediyorum. Mikrosefali hastaları gülemez, Sıla bu hastalıktan kurtuldu." diyor.
Refleksoloji seanslarıyla iyileşme gösteren hastalardan birisi de 8 yaşındaki Mehmet Çalışkan. Fiziki ve zihni geriliği bulunan Mehmet de Sıla gibi 8 aydır refleksoloji seanslarına katılıyor. Oğlunun 7 yıldır oturamadığını ve ayağa kalkamadığını belirten Hasan Çalışkan da, "Refleksoloji tedavisinden sonra hızlı bir değişim başladı. Ellerini, ayaklarını zor hareket ettiren oğlum, 5 hafta sonra ayağa kalktı. Şimdi destek alarak ayakta duruyor, tutunarak yürüyor, hatta merdiven çıkıyor. Daha önce birçok fizik tedavi uygulaması yapıldı ancak değişme olmamıştı." diye konuşuyor.
İzmir'in Urla ilçesinde motosiklet kazası geçiren ve beynine aldığı darbe sebebiyle hareketleri kısıtlanan Murat Şaşmaz'ın da aynı yöntemle iyileşme sürecine girdiğini kaydeden Başaran, "İki yıldır yatakta olan Murat'ın yanına ilk gittiğimizde konuşamıyor, ellerini kollarını çok az hareket ettirebiliyordu. Beyne gelen darbe sebebiyle görme, işitme ve denge bozukluğu vardı. Doktorlar, oturursa mucize olur, derken yaklaşık bir yıllık terapi sonunda ayakta durabiliyor, hareketleri düzene girdi, konuşması ve görmesi düzeldi." diyor.
Belçika Löven Katolik Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun olan ve ardından 3 yıl refleksoloji eğitimi aldıktan sonra Türkiye'ye dönen Esat Başaran, bir yıldır İzmir'de bu tedaviyi uyguluyor. Kendi kurduğu psikolojik danışmanlık ve refleksoloji merkezinde çalışan Başaran'ın; Bursa, Ankara, Balıkesir, Kütahya, Aydın, Denizli, Fatsa gibi değişik yerlerden 79 hastası var. Hastalarına haftada bir gün refleksoloji tedavisi uygulayan Başaran, refleksolojiyle çağımızın yaygın psikolojik hastalıklarından olan depresyon ve panik atağı da tek seansta tedavi ettiğini öne sürüyor. Özellikle ileri depresyonun hiç ilaç kullanmadan, tek seanslık refleksolojiyle normal depresyona döndüğünü, birkaç seans devam edilmesiyle de ortadan kaldırıldığını kaydeden Başaran, şöyle konuşuyor: "Refleksoloji, nöroloji ve fizik tedavinin tıkandığı alanda devreye giriyor. Bu tedavi yöntemiyle bire beş, hatta bire on daha hızlı iyileşme söz konusu. Yani 10 yılda iyileşecek hasta, bir iki yılda iyileşebiliyor."
Refleksoloji nedir?
Çin kaynaklı olan ve geçmişi 5 bin yıl öncesine dayanan refleksoloji, ilaç kullanılmadan, sadece ellerin ve ayakların belirli bölgelerine masaj yapılarak uygulanan alternatif bir tedavi biçimi. El ve ayaklarda, bedenin bütün bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarına el ve parmaklarla uygulanan bir masaj tekniği. Ayak ve elin belirli bölgeleri, saat yönünde 30-45 dakika ovulur. Bu şekilde vücudun kendi kendini tedavi etme mekanizması harekete geçirilir ve fizyolojik bir rahatlama sağlanır. Her bir ayakta 7 bin 200'den fazla sinir ucu bulunmaktadır. |
| ÖZDEMİR ÖZKAN |
| 10 Nisan 2005, Pazar | |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
BURSA SPOR ''HAKAN PALA''
2.Başkanımız Osman Çelik, Alt Yapıdan Sorumlu Yöneticimiz Necmettin Kocaman ve Alt Yapı Koordinatörümüz Adnan Örnek, geçtiğimiz günlerde talihsiz bir kaza sonucu omuriliğinden ameliyat olan Paf takımı oyuncumuz Hakan Pala`yı evinde ziyaret ettiler.
2.Başkanımız Osman Çelik, genç futbolcumuza Bursaspor kilimi hediye ederek şifalar diledi. Çelik " Hakan Pala`ya bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kendisini çok iyi gördüm. Morali gayet iyi. Yönetim Kurulu olarak kendisi ile yakınen ilgileniyoruz. Kendisinin tedavisi için Türkiye`nin en iyi doktorlarından Esat Başaran`dan randevu aldık. İstanbul`da gerekli tedaviyi görüp inşallah eski sağlığına kavuşacak. " dedi.
Alt yapıdan sorumlu yöneticimiz Necmettin Kocaman ise Yönetim Kurulunun her zaman Hakan Pala`nın yanında olduğunu söyledi. Kocaman " Özellikle 2.Başkanımız Osman Çelik kendisinin tedavisi için her türlü çabayı gösterdi ve tedavisinin İstanbul`da sürmesi için gerekli girişimleri yaptı. Hakan`a ve ailesine tekrardan geçmiş olsun diliyoruz " dedi.
Hakan ise ziyaretten dolayı çok memnun kaldığını " Bursaspor camiasının ne denli büyük olduğunu biliyordum. Bu yaşadığım olaydan sonra gelen desteklerle bir kez daha anladım. Allah herkesden razı olsun. Omuriliğimden 2 ameliyat oldum. Şimdi Osman Başkanımızın sağladığı fırsat ile İstanbul`da tedavi göreceğim." dedi.
Kaynak: Bursaspor.ogr.tr |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
ŞİFAYI AYAK MASAJINDA BULDULAR!!!
|

| Şifayı ayak altı masajında buldular |
| |
|
'Alternatif tıp' ne kadar doğru bir tanımlamadır bilinmez; ama son yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemiz de, Uzakdoğu'dan esen rüzgarın cereyanına kapılmış durumda. | |
|
|
Kimi uygulamaların 'tıbbî' anlamda hangi hastalığa nasıl çare olduğu tartışıladursun, ayak ve el masajı yöntemini kullanan refleksoloji, Türkiye'de bazı ailelerin umudu oldu. Bu konuda Turkuaz'da daha önce çıkan haberden sonra harekete geçen Pekçetin ve Kaçan aileleri, umutsuz vaka gibi gözüken çocuklarını refleksoloji ile tedavi ettirdi. Şimdi iki ailede de sevinç var. Spastisize olan 1,5 yaşındaki Furkan ve 6 yaşındaki Rett sendromlu Büşra, Esat Başaran ile Halil Tabur'un tedavi yönteminden sonra inanılmaz değişiklik gösterdi.
Modern tıbbın doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan bazı hastalıklar karşısında çaresiz kaldığı durumlarda devreye alternatif tıp yöntemleri giriyor. Kökeni Uzakdoğu'ya uzanan refleksoloji, bu alternatif tıp yöntemlerinden sadece biri. Ayak ve el masajıyla vücudun görünmeyen noktalarını uyaran refleksoloji, şimdi de hastalıklarına çare arayan insanların umuda açılan kapısı oldu. Konuyla ilgili olarak Turkuaz'da daha önce yayınlanan haberden sonra birçok kişi refleksoloji tedavisi görerek şifa bulmaya başladı. Hiç ayakta duramayan 1,5 yaşındaki Furkan, tedaviye başvuranlardan biri. Furkan'da yüzde 90'a varan gelişme sağlanırken aynı tedaviyi gören 6 yaşındaki Rett sendromu hastası Büşra da artık boynunu, başını kontrol altına alabildiği gibi yemek yiyip, desteksiz bir saat oturabiliyor.
Turkuaz'da yayınlanan Sıla Güzeldere ve Mehmet Çalışkan'ın hikâyelerini okuduktan sonra çok etkilendiğini belirten İpek Pekçetin, 6 ay önce 1 yaşında olan doğuştan spastisize hastası oğlu Furkan'ı refleksoloji uzmanı Eset Başaran'a götürmeye karar vermiş. Vücudunda kasılma olan, göz kontrolü ve nesne takibi bulunmayan, ayakta duramayan, zihnî ve bedensel durumu yaşına uygun olmayan, istek ve duygularını sadece ağlayarak dile getiren Furkan, 6 aylık seanslar sonunda yüzde 90'a varan gelişme sağlamış. Çok kısa sürede destekle adım atmaya, ayakları üzerinde durmaya, elleriyle nesneleri kavrayıp yönlendirmeye ve anne diyerek de konuşmaya başlayan Furkan, bugünlerde kendisinden bahsedildiğini anlayınca bilinçli bir şekilde gülüyor. Daha önce spastisizesi dışarıdan çok rahat anlaşılırken bugün normal bir çocuktan farksız bir dış görünüşe sahip. Doğuştan rahatsızlığı bulunan çocuğunda seanslara başladığı ilk haftadan itibaren olumlu değişimler olmaya başladığını anlatan anne Pekçetin, İzmir'de gittikleri bir çocuk hastanesinde kendilerine Furkan'ın hiçbir zaman iyileşmeyeceğinin ve kendilerini buna alıştırmaları gerektiğinin söylendiğini üzüntüyle anlatıyor.
'Anne olunca her şeye umut olarak bakıyorsunuz'
Okuduğu haberin kendisini umutlandırdığını ve Psikoakademi'ye gitmeye karar verdiğini dile getiren İpek Pekçetin, "Anne olunca her şeye umut olarak bakıyorsunuz. Bu umutla yola çıktığımızın ilk haftasında Furkan'da gözle görülür değişiklikler oldu. Önce gördüğüme inanamadım, hayal zannettim. Daha sonra kısa sürede yaşanan gelişmeye Allah'ın mucizesi dedim. Altı aydır sürekli olumlu gelişmeler oluyor. Hiç ayakta duramayan Furkan artık tek başına 5 dakikaya yakın ayakta durabiliyor. Artık bir bebeğim var diyebiliyorum. Daha önce bir anne olarak Furkan'ın sadece karnını doyurup altını temizliyordum artık evde bir bebek olduğunu hissediyoruz. Evimizin neşe kaynağı oldu. Böyle hasta bebeğe sahip binlerce insan var. Umarım onlara da umut olur." diyor. Seanslara küçük yaşta başlamanın ve düzenli gelmenin gelişmeyi büçük ölçüde hızlandırdığını anlatan Refleksoloji Uzmanı Halil Tabur, Furkan'daki değişimin önemli olduğunu vurguluyor.
Refleksoloji sayesinde iyileşme gösterenlerden birisi de 6 yaşındaki Büşra Kaçan. Rett sendromu hastası olması sebebiyle kızının oturamadığını, sürekli epilepsi nöbeti geçirdiğini, vücudunda kasıntıların olduğunu, boynunu tutamadığını ve sürekli yattığını söyleyen anne Ebru Kaçan, refleksolojiyi Eskişehir'deki bir arkadaşının haberi okuyup kendisini araması sayesinde öğrenmiş. Büşra'yı 5 yıl boyunca sürekli Bozüyük'ten Eskişehir'e özel eğitim için götürdüğünü; ancak fizik tedavinin hastalığın iyileşmesinden çok sadece ilerlemesine engel olduğunu kaydeden Kaçan, haberi ilk gördüğünde umutlanmış. Bozüyük Belediye Başkanı Ahmet Berberoğlu'nun yardımıyla mayıs ayında İzmir'e gelmeye başlayan ailede de ilk günden itibaren değişimler gözlenmeye başlanmış. Kaçan "Artık boynunu tutup başını kontrol edebiliyor, daha rahat yemek yiyor. Şimdi çok rahat desteksiz bir saat oturabiliyor. Oyuncaklarıyla oynayıp, sese tepki veriyor. Anneyseniz çok şey bekliyorsunuz. Umutsuz yaşanmayacağı için sürekli ileride iyileşeceğini düşünüyorsunuz. Büşra'nın diğer çocuklar gibi yürüdüğünü, oynadığını görmek tek hayalim. Giderek daha da umutlanıyorum." diyor.
Turkuaz'ın haberi etkili oldu
İnsan vücudunda birçok gizemli noktanın olduğu biliniyor. Bu noktaların başında her dakika kullandığımız el ve ayaklarımız geliyor. Yaratılıştan beri el ve ayaklarda saklı olan fakat insanoğlunun sonradan keşfettiği bu noktalar (bölgesel tedavi) tedavi amaçlı kullanılıyor. Alternatif tıp yöntemleri arasında yer alan ve Türkiye'de giderek popülaritesi artan refleksoloji, beyinle bağlantısı olan el ve ayaklardaki sinirlere yapılan masajla fiziksel ve zihinsel hastalıklar, spastisize, bel fıtığı, migren, otizm, nörolojik kaynaklı fiziksel engeller, depresyon, panik atak, uykusuzluk, anksiyete (yüksek kaygı düzeyi), eklem ağrıları ve kas gerginliği gibi hastalıklarda önemli faydalar sağlıyor. Bu konuda benzer çalışmaların Uzakdoğu, Amerika ve Avrupa ülkelerinde uygulanarak ciddi sonuçlar alındığı biliniyor. Türkiye'de fazla olmasa da bu alanda çalışan uzmanlar var. Halil Tabur ve Esat Başaran da bu alanda çalışmalarını sürdürenlerden. "Vücudun şifa haritası ayaklarda" başlıklı haberin Turkuaz'da yayınlanmasının ardından refleksolojinin Türkiye'de daha fazla tanınmaya başladığını ve hastalıklarına yıllardır derman arayan çok sayıda kişinin kendilerine başvurduğunu belirten uzman Halil Tabur, ayak ve ellere uygulanan bir çeşit masaj olan refleksolojinin, fizikî ve zihnî hasarları iyileştirerek fizikî ve zihnî gerilemeyi durduğunu ve bu tür gerilikleri bulunan hastalarda ciddi gelişmeler kaydettiklerini ifade etti.
Belçika'da 3 yıl refleksoloji eğitimi aldıktan sonra Türkiye'ye dönen Esat Başaran ile Halil Tabur, İzmir'de özel eğitim merkezi açmayı planlıyor. Psikoakademinin danışmanlığını yapan Atatürk Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Nörofizyoloji ve Psikofizyoloji Uzmanı Prof. Dr. Şenol Dane ise Tabur ve Başaran'a nörofizyoloji ve psikofizyolojiyle ilgili eğitim veriyor. Psikoakademi ayrıca otizm ve diğer nörolojik vakalarla ilgili bilimsel çalışmalarını da sürdürüyor.
Çin'den yayılan masaj
Çin kaynaklı olan ve geçmişi 5 bin yıl öncesine dayanan refleksoloji, ilaç kullanılmadan, sadece ellerin ve ayakların belirli bölgelerine masaj yapılarak uygulanan alternatif bir tedavi biçimi. El ve ayaklarda, bedenin bütün bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarına el ve parmaklarla uygulanan bir masaj tekniği. Ayak ve elin belirli bölgeleri, saat yönünde 30-45 dakika ovulur. Bu şekilde vücudun kendi kendini tedavi etme mekanizması harekete geçirilir ve fizyolojik bir rahatlama sağlanır. Her ayakta 7 bin 200'den fazla sinir ucu bulunmaktadır. |
|
| ÖZDEMİR ÖZKAN |  |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Mayıs 3, 2008
-
PSİKO AKADEMİ DE İLK ADIM -ESAT BAŞARAN
|
Tedaviye Devam Eden Sıla 4 Yaşında İlk Adımlarını Atmaya Başladı |
|
Resim |
Sıla Güzeldere, 4 yıl önce dünyaya gözlerini mikrosefali hastası olarak açtı. Kafası vücuduna oranla yeteri kadar gelişmeyip küçük kalan, dolayısıyla beyni de gelişmeyen minik Sıla, 2 yıl süren refleksoloji seanslarının ardından artık yaşıtlarının görünümüne kavuştu.
|
| Sıla Güzeldere, 4 yıl önce dünyaya gözlerini mikrosefali hastası olarak açtı. Kafası vücuduna oranla yeteri kadar gelişmeyip küçük kalan, dolayısıyla beyni de gelişmeyen minik Sıla, 2 yıl süren refleksoloji seanslarının ardından artık yaşıtlarının görünümüne kavuştu.
Bir zamanlar etrafına tepki bile vermeyen, hareketsiz yatan Sıla, bugünlerde etrafına gülücükler saçarak yürüyebiliyor. Bu duruma en çok sevinen ise anne Gülay Güzeldere. Yaşadıkları zorlukların ardından refleksoloji seanslarıyla birlikte kızının sağlığında büyük gelişmeler olduğunu söyleyen Güzeldere, "Evimize neşe geldi. Eskiden kızımın sadece oturmasını istiyordum, emeklemeye başladı. Şimdi kimsenin yardımı olmadan yürüyor. Artık konuşmasını, yaşıtlarıyla birlikte oynamasını istiyorum" diyerek duygularını ifade etti.
Sıla Güzeldere'nin hikayesini ilk olarak 10 Nisan 2005 tarihinde yayınlanan "Vücudun şifa haritası ayaklarda" başlıkla haberde okuduk. O dönemde 2 yaşında olan doğuştan mikrosefali hastası Sıla'nın kafası vücuduna oranla yeteri kadar gelişmemişti. Etrafına hiçbir tepki vermiyordu. Çocuklarının normal yaşıtlarındaki çocuklar gibi olması için her yolu deneyen aile, bundan 2 yıl önce refleksoloji seanslarıyla tanıştı. Doğduğundan beri etrafına tepki vermeyen, hareketsiz yatan Sıla, 8 ay süren seansların ardından emeklemeye zorda olsa ayakta durmaya başladı. Bugün 4 yaşında olan Sıla, artık kimsenin yardımı olmadan rahatlıkla ayakta durabilirken tek başına yürüyebilmenin de zevkini çıkartıyor. Yaklaşık 2 yıl önce konuştuğumuzda, "Kızım, buraya getirdiğim ana kadar bir pelte gibiydi. Etrafa tepki vermiyor, sadece boş boş bakıyordu. Daha ilk seansta değişiklikleri fark ettim. Eve giderken hiç hareket etmeyen ayağıyla otobüste tekme atmaya başladı. Seanslarımız 8 aydır devam ediyor. Kızım şimdi etrafına gülüyor, tepki veriyor, emekliyor." diyen anne Gülay Güzeldere, bugün artık şunları söylüyor: "Kızım artık tek başına yürüyor. Anne, baba, aba demeye başladı. Önceden sadece oturmasını istiyordum, emeklemeye başladı. Şimdi kimsenin yardımı olmadan yürüyor. Şimdi konuşup, yaşıtlarıyla oynamasını istiyorum. Evimize neşe geldi. Evin içinde dolaşması bile bize yetiyor."
Anne Güzeldere, tek başına yürümeye başlayan kızının mikrosefali olduğuna gittikleri doktorların bile artık inanmadığını sözlerine ekledi. Sıla'daki değişimde büyük rolü olan refleksoloji uzmanı Esat Başaran da, Sıla'nın konuşmasını umut ettiklerini söyledi. Sıla'daki gelişimin bazı çocuklara göre geç ama iyi olduğunu ifade eden Başaran, "İleride umarım anne babası olmadan hayatını tek başına idame ettirecek duruma gelecek. Artık hiçbir şekilde mikrosefali belirtisi yok, kafası normal boyutlarında" diye konuştu. (Cihan Haber Ajansı) 05.12.2007 11:00 [1122191]
|
|
| Haber Resimleri |
| |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
Psikoakademi Psikolojik Danışmanlık ve Refleksoloji Merkezi 2004 Eylül ayında Psikolog ve Refleksoloji Uzmanı Esat Bin Zürare Başaran ve Halil Tabur tarafından İzmir Alsancak semtinde kuruldu.
Danışmanlığını Prof. Dr. Şenol DANE' nin yaptığı merkez, psikolojik danışmanlık hizmetlerine yeni bir ruh ve yeni bir imaj getirecek yenilikçi bir anlayışla hizmete başladı. |
|
bu aralar refloksoloji çok ilgimi çekiyor serabral palsili kızım var bazen ayagına uygulayıp ondan sonra fizik hareketini yaptıgım zaman hiç direnmiyor birde bilinçli yapabilsem diye düşünüyorum yazı ise aydınlatıcı ve güzel